Günümüz kadınlarının pek çoğu hem çalışıyor hem evin sorumlulukları ile ilgileniyor, çocuğuna bakıyor bir yandan da sağlıklı görünmeye çalışıyor. Günlük hayatın telaşı içinde iş ve sosyal yaşantısının tüm zorlukları arasında mekik dokuyan kadın pek çok fiziksel ve psikolojik rahatsızlıkla baş etmek durumda kalabiliyor bunlarda birisi de ‘Süper Anne’ ya da ‘Zorlanmış Anne Sendromu’ diyebilirim.
Şöyle düşünelim başlangıç ve bitiş saatleri belirli olmayan bir işte çalışıyorsunuz ve sizi kimse gerçekleştirdiğiniz işler ve sorumluluklar için takdir etmiyor üstüne üstlük bu görevler sürekli değişiyor ve sizde bu değişime ayak uydurmakla mesulsünüz. Annelik tam olarak böyle bir iş. Anneliğe o kadar kutsallık atfediliyor ki kişi anneliği deneyimlediğinde çok yorgun, bunca çaba ve özveriye rağmen anneliği yaşamadan önceki hayal ettiği anne-çocuk ilişkisinden çok uzak bir yerde buluyor kendini. Anne ne zaman ki biraz olsun kendisinin hoşnut olacağı bir ortamda bulunsa bebeği, çocuğu o anına eşlik etmiyorsa bu seferde içini derin bir vicdan azabı kaplıyor. Bununla beraber anneliğini kendi çevresinde yahut sosyal mecralarda takip ettiği anneler ile kıyaslamaya başlıyor. Oysaki her annenin çocuğu ile ilişkisi, iletişim dili biriciktir. Bu platformlarda yayımlanan fotoğraf karelerinde bakım veren kişi olarak anne, her işe koşturup yetişebilen, enerjisi bir türlü bitmek bilmeyen, sosyal hayatı renkli ve diğer tüm aile fertleri ile ilişkisi dengeli olan bir anne imajı sergiliyor. Oysaki işler çok da göründüğü gibi olmuyor arkada bu düzen için çalışan bir ekip bulunuyor. Genelde arka planda bu anneye yardımcı olan işlerini kolaylaştıran kişiler olmakla beraber sorumlulukların son derece titizlikle paylaşılmış olduğu bir aile ortamı olabiliyor.
Ek olarak annenin karmaşık ve yoğun duyguları da paylaşılma imkânı bulamadıkça annenin sosyal ilişkileri de bu durumdan nasibini alıyor ve sonrasında tükenmişlik neticesine varabiliyor. Bu süreçte maalesef pek çok evlilik yara alıyor. Özellikle baba adaylarının yahut babaların son derece iyi niyet taşısa dahi annelik ile ilgili ‘Annelik, anne olma sizin doğanızda var adapte bebeğe ve gelişimine adapte olmanız kolay ’şeklindeki söylemi zor ve bunalımlı anneliği hakkında endişe taşıyan anneyi daha da incitebilir. Bunun yerine annenin yaşadığı zor sürece yönelik çözümler bulmaya ailenin tüm fertleri olarak öneriler getirmek, aile içi görev dağılımını gözden geçirmek çok daha iyi hissettirecektir. Unutmayalım ki, anne ve babanın mutluluk seviyesi, hayata bakış açıları, memnuniyetleri, çocuğu da birebir etkiler. Bu nedenle ebeveynler kendilerini gözlemlemeleri, mutsuz hissettiklerinde bunu saklamadan birbirleri ile paylaşmaları büyük önem taşır. Çocuğu yaşam amacı haline getirmeden mutluluğu yaşatmak için önce anne ve baba birey olarak mutlu olmalı ki sonrasında mutlu çocuklar geleceğin mutlu yetişkinleri olabilsinler