Günümüz ilişkilerinin sınandığı ve sorun yaşadığı konular önceki nesillerden bambaşka…

Hal böyle olunca bu çatışmaları dindirecek olan yaklaşımlar ve uzlaşabilmeye yönelik adımlarda da çeşitliliğe gitmek gerekebiliyor. İlişkiler son otuz veya kırk yıl içerisinde radikal bir şekilde değişti. Eskiden çok dile getirilemeyen yahut getirilmeyen duygusal talepler daha görünür oldu. Çiftlerin yaşadığı en yaygın ilişki çatışmalarından birinin sınırlar ile ilgili olduğunu söyleyebilirim. Sınır ilişkide bireyleri kontrol edilmekten, manipüle edilmekten ve sömürülmekten koruyan, fiziksel, duygusal, seksüel ve mental limitlerdir. Kişilerin kendi duygu ve düşüncelerini diğerininkinden ayırabilmeyi, düşündüklerini ve yaptıkları eylemlerin sorumluluğunu almayı sağlar. Her ilişki için geçerli genel geçer sınırlar ya da kurallar yoktur. Sınırlar ve kurallar zaman içerisinde çiftin kendi dinamiğine uygun olarak şekillenir.

İlişkide iki tarafında kendine ait yaşamı, duygusu, tutumu, tarzı, davranışı, geçmişi, değerleri, yargıları vardır. Bütün bu parçalar kişiyi o kişi yapanlardır. Kişiden bunlardan vazgeçmesini yahut değiştirmesini beklemek, bu beklenti ile yaşamak önce kişiye sonra ilişkiye verilen bir zarar olacaktır. Sınır çiziyor olmak aslında kişiyi olduğu haliyle sevip, kabul edip sizin de özgün haliniz ile sevilmenizi ve kabul görmenizi sağlar. Bir diğer değinmek istediğim çiftler için söz edilen tabir olarak yerleşmiş ‘elmanın iki yarısı ‘olma hali var tabi. Bu benzetmenin çok da doğru olduğunu düşünmüyorum. Çünkü kişiler birbirinden farklı olduğunda esasen farklı ve bambaşka iken size benzemeyeni sevebiliyor olmak da maharet. Bu yüzden değiştirmeye zorlamadan olduğu hali ile sevebiliyorsanız sağlıklı ve sınırlara saygı duyan bir eş olarak değerlendirilebilirsiniz.

Peki, ilişki ve kişiler için bu denli önemli olan kişisel sınırları koymaz ya da koruyamazsak ne olur?

Bir müddet sonra farkında olmadan istemediğimiz şekilde hareket etmeye, başkası gibi davranmaya başlarız. En başta olduğumuz kişiye yabancılaşır bu yabancılaşma ile beraber karşınızdaki partnerinize, eşinize karşı gün geçtikçe artan bir öfke beslemeye başlarsınız. Bu yabancılaşmanın tek sorumlusu olarak onu görürsünüz onu suçlar ve onunla çatışmaya başlarsınız. Kişisel sınırlarınızı koymak ve bunları korumak kadar beraber olduğunuz kişiye de anlatmak ve açıklamak çok mühimdir. Böylece her şey daha net ve açık olur. Açık ve sağlıklı bir iletişim bir ilişkinin en temel ihtiyacıdır.

Sonuç olarak kendinden vazgeçmeden birbirine benzemeden de ‘BİZ’ olunabilir. Önemli ve kıymetli olan karşınızdakinin değerlerine, farklılıklarına saygı göstererek yolda beraber yürüyor olmaktır.