Şehre dair bir sorunu, olumlu veya olumsuz bir meseleyi ele alıp fikir beyan etmem gerekiyor.

Tam yazacak meseleyi buluyorum.

Aklıma İdlib geliyor.

İtleri, uğursuzları sınırımıza yaklaştırmamak için can siper hane çarpışan Mehmetçiklerimiz aklıma geliyor…

Boş ver bu meseleyi…

Bak Şehitlerimiz var.

Hayat devam ediyor yazmalısın diyerek yeniden motive oluyorum.

Cadde 54’te yaşanan eylemi irdeleyeceğim…

Yaralılarımız var. Acımız, öfkemiz büyük.

Şimdi kim ne yapsın senin Cadde 54’te emeğinin karşılığını alamadığı için eylem yapan işçiyi? Meseleye başka bir boyuttan bakmaya zorluyorum kendimi. “Mesele emek hırsızlığının ötesinde, çalışanlardan birisini televizyon kanalında işi siyasete meze yaparken gördüm” diyeceğim.

Aklıma, her meseleyi siyasete meze yapanları bile korumak için can veren şehitlerimiz geliyor.

Vazgeçiyorum. “Emek” diyerek siyaset yapmaya kalkan kurnazı yazmaktan…

Nostaljik tramvayı dilime dolayacağım,

Yürek sızım azıyor.

Sapanca’da birilerine rant sağlayan teleferikten dem vuracağım.

Para pul hesabı yapmadan çarpışan yiğitler aklıma düşüyor.

Anlayacağınız tadım tuzum yok benim.

Belediye başkanlıklarında üçüncü dönemlerini geçirenlerin yatışa geçtiğini, bırakın üç dönemi “nasıl olsa başkan oldum” diye milletin sesine kulak tıkayanlardan da dem vurmayacağım.

Engin Özkoç’un her konuyu iktidarı eleştirmek için kullanmasını, Ali İhsan Yavuz’un cevaplarını…

Velhasıl alışıla gelmiş konuları yazma konusunda mahir olamadım.

Dedim ya,

Tadım, tuzum yok bu sıralar.

En iyisi ben tatsız, tutsuz kendimi teselli etmek için gayret göstereyim.

Rabbim ol der oluruz, öl der ölürüz…

Kalın sağlıcakla…