Ülke gündemi ve işlerimle o kadar çok vakit harcıyorum ki şehrimize dönüp bakmayı ihmal ediyorum.
Şehirde olup bitenler, siyasi çekişmeler, rant (getirim) kavgaları vs.
Çok dinliyoruz şehirde olanları. Sağ olsun Güven ağabeyden de çok şey okuyoruz arka planda olanları.
Şehircilik anlayışına çok ters bir yapım olsa da Sakarya’nın şehir dinamikleri karşısında her gün şaşırmam için bir durumla karşılaşabiliyorum.
Ama yok merak etmeyin o kadar detaya girmeyeceğim.
Bugün bitmeyen kavşağın oradan geçerken tekrardan rezil duruma bizzat şahit oldum. Nasıl bitmedi diye sormayacağım merak etmeyin. Çok yazılıyor. Belli ki cevabı yok o sorunun.
Her gün şelale parkın önünden geçiyorum. İçimden/dışımdan söylene söylene hem de…
Çok mu paranız vardı 10 milyonu sokağa atacak diye içimden geçiyor ama yok merak etmeyin onu da söylemeyeceğim. Ulusal medya bile konuya yer verdi. Yine de ses gelmedi. Belli ki elzemmiş…
Uzun çarşıya gidip baktım neler değişmiş diye. Çocukluğu Devoğlu arabasında geçen biri için Unkapanı bölgesi bilindik bir yerdir. Hala boş görünce şaşırdım. Ne kadar zor olabilir diye merak ettim. Sonra okuduğum yazılar aklıma geldi. Alan firmanın istekleri varmış, fiyatlar artmış, sayın Yüce terslemiş göndermiş. Tamam haber güzel de sonuç nedir?
Analitik olarak bakalım.
Unkapanı meselesinin şartnamesi basit bir şartname mi ki bu kadar çabuk fesih edilebiliyor?
Diyelim ki ettik. Bizim için önemli olan vatandaşın mağduriyetinin giderilmesi mi yoksa kişisel egolarımızın tatminleri mi?
Fırıncıya kızıp fırından ekmek alamazsınız. Ya başka bir fırın bulup ekmek alacaksınız ya da paşa paşa fırıncıyla geçineceksiniz. Maksat ekmek yemekse…
He biz zaten ekmeği yiyoruz diyorsanız çok çok büyükler gibi, e işte o zaman diyecek bir şey yok alana da verene de afiyet olsun.
Devamı haftaya inşAllah.
Selametle.