29 Ekim Cuma günü,

Kahvaltı sonrası çıktık dışarı çocuklarla.

Yanımızda kardeşim ve yeğenim Nil de vardı bu arada.

Gözlerimiz, etrafta bir kalabalık, bir grup insan aradı hep;

Toplumsal değeri büyük, böylesi özel bir günde, ellerinde bayrakları, dillerinde marşlarıyla, bayram coşkusunda birleşebileceğimiz insanlar.

Yürüdüğümüz Atatürk

Parkında, Atatürk heykelinin yer aldığı tarafta, birkaç insan gördük ellerinde bayrakları ile bekleyen.

"Tamam..." dedik.

"İşte aradığımız coşkunun adresi burası olsa gerek".

Çocukları bir görmeliydiniz;

Anında tatlı bir heyecan yer edindi yüreklerinde.

Gittik yanlarına insanların.

Herhangi bir bayram programı, kortej vs. olup olmayacağı konusunda bilgileri var mı diye sorduk.

Park içerisine kortej geleceğini, beklediklerini söylediler.

Elimizde bayraklar, beklemeye koyulduk biz de onlarla.

Sonra, sayımız git gide azalmaya başladı.

Kortej gelmeyince, hava da soğuk olduğundan biraz, insanlar yavaş yavaş evlerine dağıldı.

Biz, bizimle aynı yaşlarda olan, iki çocuklu bir hanım ve bizden yaşça büyük bir abla ile kaldık en son.

Baktık hâlâ gelen giden yok,

Dedim ki dönüp onlara;

"Haydi...".

"Haydi aradığımız coşkuyu kendimiz yaratmaya.

Mutlaka bir yerlerde, bu özel günü yürekten yaşayabilen birilerini peşimize takarız ve duygu selimize ortaklık ettiririz bir şekilde insanları".

Elimizde bayraklar düştük yollara.

Bayrakları coşkuyla sallarken, dilimizde de marşlar bağıra, çağıra.

Hatta bir ara, sesim, nefesim tükendi insanları coşturup dahil edebilmek için gruba ama ara sokaklarda umduğumuzu bulamayınca, caddeye kadar vardırdık işi sonra.

Bir o yana, bir bu yana yürüdük fakat yok;

Dahil olup da,

Bizimle birlikte sert adımlarla yürüyebilecek, seslerimizle yeri-göğü inletecek, CUMHURİYET ile coşabilecek,

Yanımızdaki yavrulara o duygu selini yaşatabilecek birilerini bulamadık maalesef.

İnsanların duyarsızlıklarını gördükçe, en son diğer o iki hanım da pes ettiler ve "Kortejin geleceği yok, bize de kimse katılmıyor" diyerek döndüler evlerine haklı olarak.

Bizim çocukların yüzü daha da bi düştü tabi.

CUMHURİYETİ böyle hayal etmedikleri belliydi.

Asya (kızım), döndü bana ve "Anne ben hiç mutlu değilim.

Bayram gibi olmadı.

O kadar da bağırdık.

Neden kimse bize katılmadı???" diye sordu.

Çok da haklıydı;

Yaşadığı hayal kırıklığında da sorduğu soru için cevap aramakta da.

Ve çok da zordu bu soruyu yanıtlamak benim için;

Daha bir gün önce, içim acıya acıya, "BİZ BU CUMHURİYETİ TAM ANLAYAMAMIŞIZ!.." diye yazmış olmamın üzerine bir de!..

Biz, bayramının sevincini, coşkusunu bile unutmuşuz meğer!

....

Kafamda deli sorular,

İçimde burukluk,

Yanımızda hayal kırıklığı kuşanmış üç çocukla eve dönüyorduk biz de artık.

Tam evimize doğru yönelirken,

Ara sokakta bir kalabalık gördük uzaktan ve yine, yeni bir heyecanla koştuk kalabalığa.

Meğer, Büyükçekmece Belediye Başkanı Dr. Hasan AKGÜN, pandemi nedeniyle bir yıldır kapalı olan, partisinin Mimaroba İrtibat Bürosunun tekrar açılıyor olması münasebeti ile o gün, oraya gelmiş.

Bir süre durup dinledik konuşulanları ve sonra Parti İlçe Başkanı Hüseyin Remzi GÖKBULAK tarafından içeriye davet edildik.

Çocuklarla birlikte büroya girdik ve yeğenim;

"Üç saattir kortej bekliyoruz başkanım.

Hava da soğuk.

Üşüdük..." dedi Dr. Hasan AKGÜN' e.

Yeğenimin ellerini tuttu Hasan Akgün ve "Öyle mi?

Gelmedi mi kortej daha buraya?

Demek üşüdünüz de.

Bir şeyler ikram edelim size hemen ve arayalım, neredelermiş soralım" diyerek kortejle iletişime geçti.

Çocukların beklediğini,

Kortejin ne zaman Mimaroba'ya geleceğini sordu.

Ardından dönüp,

Kortejin geleceği saati söyleyerek,

"Başka bir sıkıntı var mı?" diye tekrar yöneldi çocuklara.

Yeğenim aldı sazı yine eline tabi ve başladı dert türküsünü söylemeye.

"Başkanım, benim annem belediyede memur.

Keşke sabah 09:00' da işe gidip, 16:00' da çıksa" dedi.

Başkan sordu haliyle "Neden?" diye.

"Çünkü beni okula bırakıp, sonra da almasını istiyorum" dedi yeğenim.

Orada bulunanları aldı tabi bi gülme.

Dr. Hasan AKGÜN de gülümseyerek;

Vatandaşın da hizmet beklediğini söyleyip çok naif bir biçimde izah etti olması gerekeni.

Sonra, "Başka bir şey var mı söylemek istediğiniz?" diye sorduğunda,

Ata (oğlum),

"Başkanım,

Buralara çok ev yapılmasın artık,

Daha çok ağaç dikilsin" deyince, yine gülümseyerek, karşısındaki çocuğu hiç küçümsemeden ve anlayacağı dilde yanıt verdi ona da.

Aslında o dakikalarda,

Dr. Hasan AKGÜN hem belediye başkanı olarak hem de bir büyükleri olarak,

Cumhuriyeti yaşatarak anlattı çocuklara.

Nasıl mı?

Çocuk da olsalar problemlerini dinleyerek,

Hızla reaksiyon verip problemi çözmeye çalışarak,

Sorularını özenle yanıtlayarak,

Söz söylemelerine fırsat vererek,

Fikir beyan etme haklarına saygı göstererek,

Çocuklara kıymetli olduklarını hissettirerek,

Her fırsatta, "Bu ülkeyi bu çocuklar kurtaracak, geliştirecek, bu ülke ve CUMHURİYET onlara emanet" cümlesini tekrar edip çocuklara güven duyduğunu göstererek,

Bugün bulunduğu makamın,

Oturduğu koltuğun,

Yapmış olduğu işin halka hizmet olduğu mesajını her tavrı ve yaklaşımıyla belli ederek...

....

Sonrasında ne mi oldu peki!

Kortej söylenen zamanda geldi ve çocukların gözlerine yansıyan o büyük sevinç görülmeye değerdi.

....

O gün, nazik daveti ile çocukların bu anlamlı sohbeti gerçekleştirmelerine vesile olan,

Gülen gözlerle çocukları karşılayarak, içtenlikle onları ağırlayan Hüseyin Remzi GÖKBULAK' a ve o gün, o anlam yüklü sohbet ile çocuklara CUMHURİYETİ gerçek anlamda yaşatan, çifte bayram sevinci sunan Dr. Hasan AKGÜN' e teşekkürlerimi sunuyorum ben de.

....

'CUMHURİYET ışığının, her bir çocuğumuzun, gencimizin, her bir bireyin üzerine düşebilmesi dileğiyle...'