“TUİK verileri değil vergi ve harçlardaki artış dikkate alınsın” bizim gazetenin manşet haberi. Sözün sahibi TÜRK-İŞ İl Temsilcisi Cemal Yaman, son derce doğru bir tespitte bulunmuş.

TUİK verilerine göre enflasyonun kağıt üstünde düşüş eğiliminde olduğunu söyleyen Yaman, “Piyasada durum böyle mi? Peynir, süt, ekmek fiyatlarında bir gerileme mi var? Elbette yok. Öyleyse asgari ücret tespit komisyonu TUİK verilerine göre değil yüzde 123 zam yapılan vergi ve harçlar göz önünde bulundurularak rakam belirlenmeli” diye bir tespitte bulunarak, içinde bulunulan durumu da özetlemiş.

TUİK veri açıklıyor ancak güven vermiyor, toplumun hiçbir kesiminde nerede ise inandırıcılığı kalmamış. Yaman’da sanırım bu duruma dikkat çekiyor olsa gerek. TUİK verilerine göre değil de vergi ve harçlara yapılan zam oranında yani yüzde 123 oranı dikkati alınarak ücret artışının yapılmasını ifade etmiş.

Hangi oranda yapılmalı, ne yapılmalı açıkçası oran belirtilecek bir durum yok ortada. Yaşanılan enflasyon neticesinde verilen ücret zammı, çalışanın cebine girmeden erimekte. Asgari ücretin bir başka önemli ayağı da kuşkusuz işverenler. Yani yük işverene biniyor, dolayısıyla dönüp dolaşıp tüketiciye yani yurttaşın sırtına yeni yük binmiş oluyor.

Enflasyon canavarı dedikleri hangi artışı yaparsanız yapın anlamsız kılıyor. Mücadele önce ücretlerle değil enflasyonla olmalı, bunun da yolu TUIK ve benzeri kurumların verileri ile mümkün değil. Bir defa güvenilir kurumlar oluşturmalı.

Düşünsenize devletin kurumuna güven kalmamış.

Enflasyonla mücadele, ücret tespiti vs hepsi önemli ancak bir o kadar önemli husus ise sendikaların üzerine düşen görevi yerine getirememiş olması. Daha doğrusu sivil toplum kuruluşları görevlerini yerine getirmekte eksiklik yaşıyorlar, son dönemlerin klasiği halini almış durumda.

TUİK ve benzeri kuruluşların yanıltıcı bilgilerine itiraz maalesef yok, varsa da cılız seslerden ibaret. Onun için Yaman’ın bu çıkışı anlamlı. Temsil ettiği işçi sınıfının haklarını aramanın yolu, üzerine düşen sorumluluğun farkında olmak ve önceliğinin temsil ettiği işçi sınıfı olduğunu bilmesinden geçmekte.

Yine son dönemlerin moda ifadesi, “Sarı Sendikacılık” diye bir yakıştırma var ki buna karşı kararlı mücadele edilmeli. Yaman ve arkadaşlarının bu yerinde çıkışı bu acıdan da anlamlı.

“Nereden nereye” naraları kulakları çınlatırcasına sıklıkla tekrarlanırdı, ücret tespiti enflasyonla mücadele ve her gün yaşanan fiyat artışlarında duyamaz olduk. Bir ara “üç harfli” marketlere sorumluluk yıkma çabası vardı ki buradan da sonuç alınamadı, görüldü ki devlet eliyle açılan marketlerde de durum farklı değil.

Sorun; ücret tespiti ya da marketlerde değil, adres belli enflasyonun önüne geçmeli. Mücadele enflasyonla verilmeli. Vergi ve harçların gelen zam oranı yaşadığımız enflasyonun da boyutunu göstermekte. Yani en azından yüzde 123 enflasyonla karşı karşıyayız.

TUIK ne kadar küçük oranlar açıklasa da pazarda ki fiyatlar, cebimizden çıkan ne yaşadığımızı gösteriyor. ‘Mızrak çuvala sığmıyor’ kendinizi kandırmaktan öte faydası yok, sendikalar başta olmak üzere tüm sivil toplum kuruluşları üzerlerine düşeni yapmaktan geri durmamalı. Hak aramaktan asla ödün verilmemeli ki sendikaların asli görevleri…

Susturulmuş ve sindirilmiş toplum özlemi var ki buna izin vermeyelim, elbirliğiyle mücadele edebilelim. Ön saflarda konunun direk muhatapları konuşlansın.