Sanat insanlığın vicdanıdır. Sanatçı;küresel hesaplar güden egemen güçlere karşı politik olmasa da sanatı ile cevap vermeli, karşı durmalıdır. Siyasi oluşumların peşine takılarak politize olmamalıdır.
Bireyler siyasilerin söylemlerini tekrar etme yerine sanatın ışığından faydalandıkları sürece topluma faydalı olurlar.
Amacım felsefe yapıp kafa şişirmek değil.
Netflix dizisi "Fauda"’nın oyuncuları Lior Raz ve Idan Amedi’nin İsrail ordusuna katıldıkları ile ilgili haberleri okuyunca tüylerim diken diken oldu.
Üstelik ellerinde silahlar poz verip paylaşmışlar. “Kazanacağımızdan eminiz” diye de başlık eklemişler.
Güçlünün yanında olmayı haklılık olarak gören bu zavallıları oldukları yerde bırakıp Filistin meselesine bir göz atalım.
Ben doğdum doğalı Filistin meselesi sürekli gündemdedir. İsrail canı sıkıldıkça Filistin’i bombalar. İnsanlar ölür. Çığlıklar hiç eksik olmaz o topraklarda. İsrail vurdukça destekçileri hemen kendini belli eder. Filistinli direnişçilerin eylemleri bahane olarak gösterilir
İsrail’e Filistin topraklarını neden işgal ettiğini sormak küresel güçlerin dilinin ucuna bile gelmez.
Küresel güçlerin kontrolü Yahudi sermayesinin kontrolünde olduğu için Filistin’de öldürülen çocuklar yok sayılır.
Son gelişmeler ise tam bir kabus senaryosu. Filistin’in Gazze bölgesini kontrol eden Hamas’a ait askeri güçler karadan motosikletlerle, havadan paramotorlarla İsrail kontrolünde olan işgal edilmiş Filistin topraklarına girerek saldırıyor. Siviller rehin alınıyor, bazıları da öldürülüyor. İsrail’in ekmeğine yağ sürecek bir eylem.
Bir çok komplo teorisi yazılıp çiziliyor. Bazıları Hamas’ın aslında İsrail’in menfaatleri için çalışan bir örgüt olduğunu, bazılarının da İsrail’in bilinçli olarak güvenli zafiyeti oluşturarak Hamas’a “gel gel yaptığını” yazıp çiziyor.
Ben bu konuda uzman değilim. Beni ilgilendiren sanatçı kimliği taşıyan kişilerin savaşa taraf olup İsrail ordusuna katılmaları. Onlar bu işten çok ekmek yer. Görevleri zaten propaganda. Onu da başarı ile yapıyorlar.
Yakında bu konu da yeni filmler yapılır. Kimin haklı kimin haksız olduğuna bakılmaksızın İsrail ordusuna katılan oyuncuların kahramanlıklarını (!) izleriz.
Hollywood bu konuda çok başarılıdır. “İlk Kan” ile başlayan “Rambo” serilerini hatırlayın. Bütün dünyada gişe rekorları kırdı. Sinema salonlarını dolduran seyircinin ıslık ve alkışlama sesleri caddelerden duyuluyordu.
Senaryo ve çekimler o kadar etkileyici idi ki hiç kimsenin aklına neyi niçin alkışladığını sorgulamak gelmiyordu.
“Geceyarısı Ekspresi” filmini hatırlayın. 1974 Kıbrıs harekatı sonrası Türkiye’yi karalamak isteyen batı dünyası en önemli silahşörleri Hollywood’u devreye sokmuştu. Alan Parker'ın yönetmenliğini yaptığı (1978) İngiliz-Amerikan ortak yapımı filmde 1970'te, Türkiye'de tutuklanıp hapse atılan bir uyuşturucu kaçakçısı mazlumlaştırılırken Türkiye olabildiğince karalanmıştır. Türk makamlarının bu filmin olumsuz etkisini kırmak verdiği mücadele hala devam etmektedir.
Bu örnekler gösteriyor ki sanatın toplumun algısını yönlendiren bireyleri değiştiren bir gücü vardır. Bu tür filmler yanlışı doğru olarak kabullenmenizi sağlar.
Peki ne yapmalı?
Gösteriler kendi içimizde bir ses getirip bilinç oluştursa da dünya genelinde etkisi olmaz. Saman alevi gibi sönüp gider.
Algı oluşturmada en önemli güç olan sanat yolumuzu aydınlatacaktır.
Sinema sanatı iyi değerlendirilmeli.
Hollywood taklidi “çöp” filmler yerine bu coğrafyanın kırılma anlarını anlatan filmler yapmalıyız. Kültür Bakanlığı bu tür projelere destek olmalı. Konular belirlenip senaryo yarışmaları açılmalı. Gerekirse bu yarışmalar tekrar edilmeli. Türkiye’nin sunduğu imkanlarla markalaşan kurumlar yabancı kulüplere destek olma yerine bu projeleri desteklemeli Kendimizi dünyaya biz tanıtmalıyız. Bunu yaparken de insani değerleri yüceltmeliyiz.
Dünyanın izleyebileceği kaliteli filmleri biz yaptığımızda belki Netflix yayınlamaz ama sorun değil. Gelişen teknoloji sonsuz imkanlar sunmakta. Yeter ki biz kaliteli filmler yapalım.
Her zaman söylediğim bir sözü bir kez daha tekrar etmekte fayda var.
Bir gün dünyaya huzur gelecekse bunu silahlar değil; sanat, bilim ve vicdanın birleşimi başaracaktır.
Küresel güçlerin sunduğu nimetlerden faydalanmak için vicdanlarını körleten sanatçı maskeli zevata karşı en cevabı gerçek sanatçılar ve eserleri verecektir.
Yunus Emre’nin dediği gibi;
“Gelin tanış olalım, İşi kolay kılalım.
Seveli sevilelim, Dünya kimseye kalmaz.”