Okuma geçici, günübirlik bir heves, bir zorlama olarak değil, bir ilgi alanı, köklü bir alışkanlık olduğu zaman anlam taşır. Okumak, asla yük olarak, görev olarak kabul edilmemeli, kazanım olarak düşünülmeli, olmazsa olmaz alışkanlık haline getirilmelidir. Kitap mı, insan yaşamında vazgeçilmez olmalı, ders kitapları da dahil her tür kitabın, insanı ailesi, okulu, çevresi, öğretmenleri ve arkadaşları kadar eğittiği, gerçek bir can yoldaşı olan kitabın okuyana katkısının tartışılmaz olduğu bilinmelidir.
İnsan, okudukça irtifa kazanır, yükselir. Kanatlanır uçar. Eline kitap almaya hazırlanan herkese sayfa sayısına, kalınlığına bakmadan haftada bir kitap ya da ayda en az iki kitap okumayı öneriyoruz. Okuyun da ne okursanız okuyun, yeter ki okuyun, nasılsa zaman ilerledikçe, neyi okuyacağınıza karar verecek aşamaya gelirsiniz, seçmeye başlarsınız diyoruz.
Okuyan insan, öncelikle kendi ruhunu geliştirerek, kendini donatarak koyulur işe, çevresini geliştirerek yoluna devam eder, insanı sever, doğayı korur. Kısacası insanlığın gereğini yapar. Dünyanın yemek içmekten ibaret olmadığını bilir, kitap okuyan insan, sanattan zevk alır, kültürden nasibini düşeni alır hale gelir.
Okumanın iş yaşamımıza da büyük katkıları var tabi. Çoğu şeyi geniş açıdan değerlendire biliyoruz. Günümüzde iş yaşamında bulunan hemen herkes çok yoğun bir şekilde çalışıyor ve iş dışındaki diğer faaliyetlere zaman ayırmakta oldukça zorluk çekiyor. Bu gerçektir. İş yaşamı dışındaki birçok sosyal faaliyetler için zaman ayırmakta zorlanmamız belki kabul edilebilir, fakat okumamanın bahanesi bence olmaz/olamaz. Okumak için kendimize zaman dilimi oluşturmak, içinde bulunduğumuz dünyada, bizi güçlendiriyor ve karşılaştığımız sorunların üstesinden gelebilmek için ‘psikolojik bir kas’ oluşturmamızı sağlıyor.