Ülke gündemini uzunca yazıp çizdikten sonra iki haftadır şehir de olup bitenlere dair yorumlarımızı paylaştık. Biten ve bitmeyen projeleriyle ülkenin yansıması gibi geliyor bazen bu şehir.
Ne liyakat var, ne plan proje var, ne ahlaki gelişmişlik var.
Yalandan bir sadakat kırıntısı, günlük heves parçalarıyla dolu yaşantılar, bugüne dair güce tapan kişilerin doldurduğu, bencil, kibirli, kirli bir yapı…
Trafikte bir sorun yaşasak, mahkemeye gitse konu. Mahkemede hakkımızda alınacak karara güvenebiliyor muyuz?
Belediyeye iş başvurusu yapsanız sadece kendi donanımınız ile işe girebileceğinize inanıyor musunuz?
Bırakın belediyeyi herhangi bir yere girerken bile nelerle boğuşmanız gerekiyor.
Herhangi bir araba bakımı yapan firmaya, ekspertiz (uzman inceleme raporları) raporlarına ne kadar güveniyoruz?
Yediğimiz, içtiğimiz yerlerdeki sağlık kurallarına ne kadar güveniyoruz?
Bindiğiniz taksinin sizi dolaştırmadan götüreceğine kadar inanıyorsunuz?
Hastanede siz sıra beklerken birilerinin önünüze geçmeyeceğine ne kadar eminsiniz?
…
O kadar çok neden ve soru çıkartılabilir ki, sonu yok neredeyse.
Güvensiz toplum algısını biz kendimiz oluşturduk. Müsaade ettik. Haklıyı değil sesi çok çıkaranı koruduk, kolladık.
Bizi ısırana kadar sesimizi çıkarmadık, konu bize gelene kadar kenara çekildik. Ne oldu sonunda?
Sesimizi zamanında çıkarmadığımız her ne kadar konu varsa döndü dolaştı çıktı karşımıza.
Bu saatten sonra düzelir mi? Hiç sanmam.
Düzelmesinden kasıt ne ola ki düzelmesinden mutlu olalım derseniz de diyecek elbette bir iki kelimemiz var elbette. Onları da zamanı gelince yazarız, çizeriz.
Ama unutmamak lazım bazı konuları.
Kangren olan uzuv kesilir. Pansuman istemez.
Sallanan bina üstüne boya yapılıp kullanılmaya devam edilmez.
En nihayetinde kurmak için yıkmak gerekir. Temelleri sağlama almalı, sonra inşaat yapmalı.
En iyi bildiğimiz inşaat değil miydi zaten?
Hadi hayırlısı…