Babaannem rahmetli olalı yaklaşık 7 yıl oldu. Babaannem 70 yaşında kalp damarlarında kireçleme yüzünden vefat etti. Kendisi 10 çocuk annesi ve ben onu ilk gördüğüm günden beri hep çalışan, ya torunlarına bakan, ya da tarlaya giden bir kadındı. Kendisi okumamış ama çok şey bilen biriydi, bizi dizinin dibine alır ve sürekli hikâyeler anlatırdı. Babaannemin anlattığı hikâyeler sürekli aklımda, hiç birini unutmadım tabi o zamanlar küçük olduğumuz için hikayelerin ne anlatmak istediğini anlamazdık. Bugüne geldiğimde hikayeler bize çok şey anlatmış ve anlatmaya devam ediyor. Sen ne bilgili bir kadınmışsın Allah yattığın yerde huzur versin.
Rahmetli babaannemin anlattığı hikaye şöyleydi;
Eski zamanlarda Kleptokrasi adında bir ülke varmış. Bu ülkenin başına ilk başta çok ılımlı herkesin sevdiği ve güzel vaatleri olan, ülkenin ekonomisini, refahını düzeltecek biri gelmiş. Ülkenin başına gelen kişiyi ilk zamanlar da herkes çok sevmiş, ülkeye yararlı şeylerde yapmış aslında. Ülkede herkes çok mutluymuş. Tabi bunun uzun sürmeyeceğini ve sonunun geleceğini bilen birkaç kişi sesini çıkarmış ama maalesef onlarda ülkeden sürülmüş. Aslında bilge kişilerin dediği gibi de olmuş zaman geçtikçe ülkede bazı şeyler değişmeye başlamış. Ekonomi kötüye gitmeye, insanlar düşüncelerini özgürce söyleyememeye başlamış, eğitim sistemi, kamu çalışmaları her şey değişmiş. İhaleler sürekli ülkenin başına geçenlere yakın isimlere verilmeye başlamış, iş alımlarında sürekli torpil olmaya başlamış, liyakat tamamen bitmiş. Hak etmeyenler, hak etmedikleri yerlere getirilmeye başlamış. Ülkede aslında düzen diye bir şey kalmamış. Gençler başka ülkelere gitmeye, intiharlar, cinayetler artmış.
Bu durumdan huzursuz olmaya başlayan halk sesini yükseltmeye başladıysa da çok geç kalınmış. Çünkü ülkenin satılacak öz kaynağı kalmamış, her şeyde dışa bağımlı olmaya başlamış. Dışa bağımlılık arttıkça da ne tarım kalmış ne bir şey. Ülke gün geçtikçe daha da kötüye gitmeye yoksullaşmaya başlamış. Halk fakirleşmiş, hırsızlıklar artmış. Bu düzene dur demek isteyen insanlar da susturulmaya başlamış. Susmayacak kadar cesur olanlar ise ya zindanlara gönderilmiş ya da ülkesinden gitmeye zorlanmış. Bu durumdan rahatsız olan halka ise farklı farklı söylemlerle ve haberlerle durum unutturulmaya, gündemi değiştirilmeye çalışılmış. Halkın gündemi bir süreliğine değişse de, insanlar aç olduğu için tekrar kendi açlıklarına, işsizliklerine dönmüşler ve isyanlar başlamış. Hak etmediği halde, yüksek yerlere gelen insanlardan hesap sormaya başlamışlar. Cesur olan birkaç kişinin başlattığı bu ayaklanma. Sonunda ülkenin başına gelen kişinin kaçmasına sebep olmuş.
Babaannem hep derdi hak etmediğin yerde olursan ilk başta çok mutlu olursun, sefasını sürersin ama haklarını yediğin insanların ahı hiçbir zaman peşini bırakmaz.
Özdemir Asaf’ın çok sevdiğim bir cümlesi var; ‘Bir insan treni kaçırırsa başka bir tren gelir onu alır. Bir ulus treni kaçırırsa başka bir ulus gelir onu alır’