Dünya da ırkçılık onlarca yıl önce bitmiş olsa bile maalesef günümüzde izleri hala devam ediyor.

İnsanların büyük bir kısmı bilerek ya da bilmeyerek ırkçı düşüncelere sahip olur. Kendisini üstün, başkalarını kendinden aşağı gören, ötekileştiren ve insanların renginden, etnik kimliğinden, dilinden, dininden, cinsiyetinden, yoksulluğundan dolayı aşağılayan çok sayıda kişinin aramızda dolaştığını biliyor, tanık oluyoruz.

Uzun mazisine rağmen ırkçılık, sosyal bir teori olarak 19. yüzyılda sistemleşti. Darwin’in biyolojik evrim kuramı, sözde bilimsel ırkçılığa temel oluşturdu. Darvincilik, insan soyunun zaman içinde çeşitli evrim aşamalarından geçtiğini, Avrupalı beyaz ırkın, insanın toplumsal evriminin en üst aşamasını temsil ettiğini savundu.

İşte bu sakat üstün ırk nazariyesi, Almanya’da Nazi ırkçılığının temelini attı ve sonuç malum. ABD’de önce yerlilere, daha sonra da siyahlara yöneldi. Örnekleri çoğaltmak mümkün. Günümüz dünyasında da ırkçılık varlığını sürdürmekte, ipleri ellerinde tutanlar da bu sorunu kökünden çözme niyetinde görünmemektedirler.

İslam, zulüm ve sömürüye yol açan tüm inanç ve düşünceler gibi ırkçılığı da yasaklamıştır. Kuran, ırkların aynı kökten geldiğini ifade ederek üstünlük iddialarının asılsızlığını ortaya koymuştur. Bütün insanlığın atası Adem’dir, Adem de topraktan yaratılmıştır. İnsan toplumlarının ırklara, kabilelere ayrılması da onların tanışmaları ve yardımlaşmaları amacına yöneliktir. Sosyal hayatın ihtiyaçlarının karşılanmasında bir işbölümü yapılması gerekir. Zulüm ve sömürüye neden olacak bir üstünlük, asla söz konusu değildir.

Bireysel üstünlüğe gelince; Hamidullah’ın dediği gibi, Allah bireyleri değişik yeteneklerle donatmıştır. Aynı çiftin iki çocuğu, aynı sınıfın iki öğrencisi her zaman aynı nitelik veya yetenekte değillerdir. Bütün araziler eşit derecede verimlilik göstermez.
İklimler de değişiklikler sunar. Aynı türün iki ağacı aynı miktarda veya vasıfta meyve vermez. Bu tabii olaylardan hareketle İslam, hem temelde herkesin eşit olduğunu, hem de bireysel üstünlüğünü kabul eder. Evet, herkes aynı Allah’ın kullarıdır. Fakat Yüce Yaratıcı’ya yakınlığını sağlayan maddi üstünlük değil, takva, yani kusursuz dindarlıktır. İşte ferdin büyüklüğünün tek ölçüsü budur.