Artan doğa ve çevre tahribatı geleceğe ilişkin karamsar senaryoları da beraberinde getiriyor. Teknolojik gelişmelerin, gelişen araç gereçlerin insan hayatına çok sayıda faydası olduğu gibi verdiği zararlar da çok büyük.
Örneğin artık koca koca dağları kolaylıkla delip, içerisinden tüneller geçirebiliyoruz. Yüzlerce yılda oluşan ormanlık alanları ve ekosistemi birkaç makine ile altüst etmek mümkün.
Bu tahribatlarla birlikte hızlanan küresel ısınma, sera gazları, su kaynaklarının kirlenmesi, toprak erozyonu ve biyoçeşitlilik kaybı doğal dengeyi bozmakta ve insanlığı karanlık bir gelece doğru sürüklemekte.
Denizler ve göller kimyasal atıklarla kirleniyor. Ormanlar yok ediliyor. Birçok canlı türünü yok olmanın eşiğine getiren bu olumsuz tablonun günün birinde insanoğlunu da etkileyebileceğini unutmamak gerekiyor.
Dünyamızı yönetenler tüm bu sorunları iyi analiz etmeli. Sanayileşme ve teknolojik gelişmelerin doğaya verdiği tahribatın minimize edilebilmesi için uluslararası alanda ciddi girişimler yapılmalı.
Dünya kritik bir eşikten geçiyor ve karşımızda küresel bir sorun var. Dünyamızı korumak için hepimize önemli görevler düşüyor.
İnsanlık olarak kaynakları daha verimli kullanmalı, atıkları azaltmalı ve geri dönüşümü teşvik etmeliyiz. Ayrıca, temiz enerji kaynaklarına yönelmeli ve enerji verimliliğini artırmalıyız.
Büyük firmalar ve kuruluşlar çevre dostu teknolojilere yatırım yapmalı, çevre standartları sıkılaştırılmalı ve çevre kirliliğinin cezai yaptırımları artırılmalı. Ayrıca, doğal yaşam alanlarını koruma ve restorasyon çabalarına destek verilmelidir.
Gelecek nesillere nasıl bir dünya kalacağını şimdiden hesap etmeliyiz.
İhtiyaçtan fazla konut üretimine artık son vermeliyiz. Konuta yatırım yerine geleceğe yatırım yapmalıyız.
Ormanları ve dereleri maden sahalarına açmaya artık bir son vermeliyiz. Yok olan her ağacın, kirlenen her derenin küresel ısınmanın iştahını biraz daha arttırdığını unutmamalıyız.
Su kaynaklarımızı en iyi şekilde korumalıyız. Kuralığın her geçen yıl biraz daha şiddetlendiğini göz önünde bulundurup, elimizdekilerin değerini bilmeliyiz.
Gıda savaşları başlamadan önce tarım alanlarının kıymetini bilmeliyiz. Boş olan her toprak parçasını potansiyel inşaat alanı olarak görmekten vazgeçmeliyiz.
Tüm bunları yapmazsak bizi korkunç bir geleceğin beklediğini unutmamalıyız.
Dünyamızdan vazgeçmeyelim.