İklim değişikliği dediğimizde aklımıza gelen kelimeler çevre, doğa ve hayvanlar oluyor. Ancak bu kelimelerin arasında biz insanlar yer almadığımız için çok yanıltıcı bir yaklaşıma yol açabiliyor. Aslında iklim değişikliği hepimizi çok yakından ilgilendiren, bizler dahil olmak üzere tüm yaşamı tehdit eden bir can güvenliği meselesidir. Yoksulluk, gıda güvenliği, temiz suya erişim, hava kirliliği, orman yangınları, afetler, ve bu gibi sorunların sonucu olarak da iklim göçü, iklim değişikliğinin neticelerini göreceğimiz alanlardan sadece birkaçı.  Daha sürdürülebilir ve yaşanabilir bir dünya için ise küresel sera gazı emisyonlarının azaltılması ve +1,5 derece sınırını aşmamamız kritik bir önem taşıyor. Nitekim sürdürülebilir ürünlerin piyasada giderek çoğaldığını, tek kullanımlık plastik ürünlerin yerini daha kalıcı ürünlerin aldığını, toplu taşıma kullanımının teşvik edildiğini, hatta ekonomide de sürdürülebilir modellerin daha sık yer aldığını görüyoruz.

Ülkemizin de aralarında yer aldığı pek çok ülkede üst üst sıcaklık rekorları kırılırken Birleşmiş Milletler (BM) temmuz ayının “tarihte kaydedilen en sıcak ay” olduğunu açıkladı. “Küresel ısınma çağının sonlandığını ve dünyanın artık “küresel kaynama çağına girdiği ilan edildi. Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO) ve AB’nin Copernicus Dünya gözlem programına göre, fosil yakıtların yakılmasıyla artan ve şiddetli hava koşullarını teşvik eden küresel sıcaklıklar rekor kırdı. Güneş ışığını hapseden ve Dünya’nın etrafında bir sera gibi hareket eden kirliliğin etkisiyle küresel ortalama sıcaklıklardaki istikrarlı artış, aşırı hava olaylarını daha da kötüleştirdi. Yapılan çalışmalar, 2023 Temmuz ayında dünyanın sanayileşme öncesi ortalama temmuz ayına göre 1.5 derece daha sıcak olduğunu tespit etti. Türkiye’ye dair yapılan son ölçüm ve araştırmalar ise küresel sıcaklık artışı oranlarının Akdeniz Bölgesi’nde 1.5 kat daha fazla olduğunu ortaya koyuyor. Aşırı sıcaklarda suya ve enerjiye olan taleplerde artış gösteriyor.

Yaklaşık 150 yıl öncesine kadar iklimdeki doğal değişimler insanların sosyo-ekonomik ve günlük hayatlarına tesir etmekte idi. Bugün artık insanın kendisi de israfkâr davranışları sebebi ile çevresine ve özellikle de iklime tesir eder hale gelmiştir. Bu tür etkiler daha önceki asırlarda da çok küçük ölçeklerde vardı. Bunların yığışımlı etkileri bile insanlar tarafından hissedilemeyecek kadar küçük kalmıştır. Ancak 19. yüzyılda başlayan sanayi devrimleri ile beraber her ne kadar insan refahını artıran bilimsel ve özellikle de teknolojik yenilikler ortaya çıkmış ise de, bunların atmosfer kimyasına olan etkileri ve oradan da tüm doğa olaylarına yansıyan zararlarının olduğu ancak 1970 yıllarından sonra insanlığın hayat mücadelesinde ilk sıraya doğru yükselme eğilimi göstermiştir.