Hava ve sudan sonra insanın en önemli ihtiyacı besindir. Besin kaynaklarının sürdürülebilir olması için de iklim değişkenliğinin fazla olmaması gerekir. Yani, tarlayı mart ayında sürüp nisan ayında tohumu ve mayıs ayında gübreyi atarak haziran ayındaki az yağışın ardından ağustos ayında hasat yaparak bir sonraki senenin besinini alacağımızı bildiğimiz müddetçe üremeye ve gelişmeye devam ederiz. Ayrıca elde etmeyi umduğumuz besin, ihtiyacımızdan fazla olmalı ki sadece karnımızı doyurmak değil diğer ihtiyaçlarımızı gidermek için de üretim fazlamız olsun. İnsanlığın gelişmesindeki ana unsur bu tahmin yeteneğimizi 18 bin senedir değişmeyen iklim şartlarında kullanıyor olmamızdır.
Yaktığımız ve yakmaya da devam ettiğimiz kömür, petrol ve doğal gazdan dolayı dünyanın atmosferi ısınıyor. Bu ısınma iklimin değişmesine yol açıyor. Bu değişim öylesine hızlı gerçekleşiyor ki artık bu problem bir kriz halini aldı. Suyun yerine de başka bir kaynak konulamaz, ikame edilemez. Su olmazsa dünyada canlılık kalmaz. Hayat durur, her şey kurur. Suya sahip olmalı ve korumalı.
BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, İskoçya’nın Glasgow kentinde Kasım 2021 tarihinde gerçekleştirilen 26. BM İklim Değişikliği Konferansı sırasında yaptığı konuşmada iklim değişikliği konusunda gelinen ağır tabloya işaret etmiş ve gezegenin kaderinin pamuk ipliğine bağlı olduğunu belirterek “Hala iklim felaketinin kapısını çalıyoruz” demişti. Guterres bu görüşü savunurken henüz Rusya-Ukrayna arasındaki savaş ufukta görünmüyordu. Savaşla birlikte ortaya çıkan tablo iklim krizinin sadece gezegenimiz açısından değil, uluslararası platformların sağlamlığı açısından da pamuk ipliğine bağlı olduğu sinyalini verdi.
İklim değişikliğine karşı mücadelenin kısa dönemde, dünya konjonktüründeki sarsıcı gelişmelerden etkilenmemesi kuşkusuz olanaksız. Küresel ısınma karşıtlarının veya iklim değişimini sanayileşmiş dünyanın bir fantezisi olarak görenlerin bu süreci nasıl okuyacakları da bir sürpriz değil aslında. Ancak şurası açık ki, iklim değişikliğine karşı mücadele bireylerden başlayarak toplumun her kesimini kapsayan, tüm ülkeleri ve sivil toplum inisiyatiflerini içeren çok geniş bir mutabakat gerektiriyor.
İklim değişikliği ve kuraklıkla ilgili top yekûn çalışmamız ve mücadele etmemiz gerekiyor.