17 Ağustos geldi mi deprem bir günlüğüne moda olur. Sanki o geceyi biz yaşamamışız sanki o acıları rüyamızda görmüşüz gibi bakarız da bakarız.

Sonuç?

Yine deprem görmüş binamıza girer hiç deprem olmayacakmış gibi uyuruz. Bu vilayette ortalama her 30 yılda bir büyük deprem yaşandığını hepimiz biliriz ama bilmezden geliriz.

Doktora gidip bize kötü bir şey söylememesini rica eden milletin mensubu olduğumuzu ispatlamak için doğmuş gibiyiz.

Ara ara deprem bizi sallasa da biz depremi sallamamaya devam ediyoruz.

23 yıl önce deprem olmuş. En iyi ihtimalle 7 yıl içinde büyük bir deprem olacak. Doğa bu süre içinde depreme hazırlanıyor.

Sen hazırlanıyor musun?

Sırf merakımdan soruyorum. Emlakçıya “bu bina depreme dayanıklı mı” diye ciddiyetle soran müşteri var mı? Tek sorduğumuz “yeni bina mı” oluyor. Bu bir şifre. Eğer bina yeniyse depreme dayanıklıdır. En azından deprem görmemiştir.

Biz binanın mimarisiyle, mevkiiyle, camiye kahveye yakınlığıyla, iç dekorasyonu dış cephe yalıtımıyla ilgileniyoruz halen.

Siz çadırda yaşarsanız deprem sizi öldürmez ama Japonya’da yaşarsanız da deprem sizi öldürmez. Yani… Aslında deprem bizi öldürmez. Bizi adam sendecilik öldürür. Bize bir şey olmazcılık öldürür. Bizi ucuza bina almak, bizi doğru soru sormamak öldürür. Doktora “Bana kötü bir şey söyleme” demek yerine “Doğru neyse bana onu söyle” demediğimiz sürece biz ölmeye devam ederiz.

Ben bunu bilir bunu söylerim!

 

Ben ona soruyorum o bana soruyor

İnternette arama motorları var. Biz bunlarda doğru arama yöntemlerini bilmiyoruz. Size “tırnak içinde arama yaptırmak lazım”, “cümle kurma yerine anahtar kelime yazmak lazım” tarzında teknolojik bilgi verecek değilim.

Zaten benim dememle de sizin arama alışkanlığınız değişecek değil de…

İnternet sitesi yönetenlerin bizim arama konusundaki eksikliğimizi keşfedip bizi kuş gibi avlamaları canımı sıkıyor.

Diyelim ki yanlışlıkla arama motoruna bir soru yazdınız. “Milli maç hangi kanalda?”

İşte şimdi yandınız.

Milyon tane site size aynı soruyu soruyor. Siz bunlar arasında en bilindik olduğunu düşündüğünüz anlı şanlı gazetelerin sitesine tıklıyorsunuz.

Bir bilgi beş soru ile karşı karşıyasınız.

Haber zaten sizin sorunuzla başlıyor: A Milli Takım önemli bir sınava çıkıyor. Peki milli maç hangi kanalda. İşte detaylar. Falanca yere tıklayın.

Tıklıyorsun. Bu defa, “Uzunca bir süreden bu yana bekleneni veremeyen A Milli takım bu maça mutlak galibiyet parolası ile çıkıyor. Biletler günler öncesinden tükendi. Peki milli maç hangi kanalda?”

Bir tıklama daha.

“Uzunca bir süreden bu yana form tutmayan oyuncuların yanına genç oyunculardan takviye yapıldı. Takımların kadroları netlik kazandı. Ozan Tufan ilk 11’de sahaya çıkacak. Peki milli maç hangi kanalda?”

Ulan ben de onu soruyorum ya! Milli maç hangi kanalda?

Sonunda çileden çıkmanıza ramak kala öğreniyorsunuz ki milli maç falanca kanalda bilmem kaçta!

Canım kardeşim, sitenizde daha uzun süre kalmam için yapmış olduğunuz bu yöntem bir daha sitenizin adını gördüğümde girmememe neden oluyor. Sadece sansasyonel başlık atan bir internet sitesi tüm piyasayı eline geçirme şansını bu tık çeken başlıklar yüzünden yitirdi. Her habere “Sonunda bu da oldu”, “Bu kadarına da pes artık”, “Ne günlere kaldık” falan yazdı, ciddiyetini kaybetti.

Siz de bu yolda ilerliyorsunuz. Bilesiniz.