Ülkemiz ciddi bir ekonomik krizden geçiyor. Bunun sorumlusunun kim olduğundan daha önemlisi bu sorunun nasıl aşılacağı olmalı.

Ortada bir kavga var ve biri yaralanmışsa durumu mahkeme etme yeri orası değildir. Önce kavga –haklıya haksıza bakılmadan- ayrılır ardından yaralı varsa hastaneye götürülür. En son kimin halı kimin suçlu olduğu konusuna gelinir.

Ülkemizde yaşanan krizin gerekçesini herkes farklı değerlendirebilir. Ekonomik durum siyasi değil bilimsel değerlendirilmelidir. Bu aşamada sorumlu olanlar yalnızca ülkeyi idare edenler midir yoksa siyasi erk ile hiç alakası olmayan insanlar da sorumlu mudur?

Ülke ekonomik kriz aşılamazsa sadece siyasiler mi batacaktır yoksa hepimiz bu durumdan etkilenecek miyiz?

Ülkenin krizden çıkması için formül deneyen siyasi erk bazı kritik kararlar alıyor. Bir şekilde piyasaya para takviyesi gerçekleştiriyor ve ekonomik krizin toplum üzerindeki etkisini azaltmaya çalışıyor. Mesela çiftçiye düşük faizli krediler, esnafa vadesi uzun ve ödemesi kolay teşvikler veriyor.

Bu krediler sayesinde daha fazla üretim ve istihdam sağlanması ve ekonomik krizin vatandaşa yansımasının düşürülmesi planlanıyor. Aslında devletin de paraya ihtiyacı olmasına rağmen vatandaş önceleniyor.

Peki bu kredi ve teşvikleri alanlar ne yapıyor?

Çevremde tanık olduğum iki olay beni bu konuyu farklı açılardan değerlendirmeye itti. Birincisinde çiftçi kredisi kullanan bir vatandaşa denk geldim. Maddi durumunda sıkıntı olmayan ve hatta bir miktar birikimi de olduğunu bildiğim bir çiftçi arkadaş, çiftçi kredisi aldığını söyledi. Kendi yatırımının altın ve dövizde olduğunu söyleyen çiftçi, düşük faizli kredi sayesinde borcunu kapatacağını bu şekilde yatırımdan zarar etmeyeceğini, yatırımdan elde edeceği kârın kredinin faizini fazlası ile ödeyeceğini söyledi.

Diğeri ise üzülüyordu. Esnaf kredisi kullanmış da kredisi bir hafta geç yatmış. Eğer bir hafta önce olsaymış o para ile borsada bir kağıdı alacakmış. Kredi geç geldiği için alamamış da kağıt bir haftada yüzde bilmem kaç yükselmiş…

Bu iki örneğe benzeyen pek çok kredi mevzusuna tanıklık ediyorsunuzdur. Hatta bu konuda sosyal medya üzerinden akıl dağıtanlar da az değil. Toplum olarak bu kişileri dinliyoruz. Tepki gösteren bir kişi duydunuz mu?

Peki yatırım amaçlı kredi olarak verilen ve deha sonra döviz veya altına yatırılan bu paralar devletin zenginleşmesine mi yoksa krizin büyümesine mi neden oluyor?

Ve daha da önemlisi bu bir hırsızlık değil mi?

En önemlisi de bu gözümüzün önünde kriz fırsatçılarını çaldığı para kimin?

Sallanıyoruz sallamıyoruz

12 Kasım Düzce Depremi’nin 23. Yıldönümünde tatbikat yapıldı. Sosyal medyada gündem oldu. Ama geyik olarak.

Deprem oldu on gün sonra. Biz Sakarya’nın kuzeyindekilerin bir talihsizliği var. Hem Düzce’deki depremden hem de Gölcük’teki depremden etkileniyoruz.

Düzce’deki deprem burada biraz daha fazla hissedildi. Ancak depremin ardından kapsamlı bir araştırma başlamadı. İnsanlar gözleri ile bakıyor ve sıvada çatlak yoksa hayatlarına devam ediyor.

“Bizim bina eski ama çok demir kullanılmış. Falanca amca dedi ki…” diye başlayan, “Zemini sağlam abi buranın. Hiçbir şey olmaz” diye sürüp giden konuşmalardan kendimize güvence çıkarıp birbirimize cesaret veriyoruz.

Hava soğuk, çaresiz herkes evlerine çıkıp yatıyor. Ama resmi olarak binaların sağlam olup olmadığını bilen, binasının sağlamlığını nerede test ettireceğinden haberi olan yok.

Kendimize gelmemiz için deprem bizi sallıyor ama biz onu sallamıyoruz.