Film festivalleri, uzun metrajlı filmlerin tanıtımı için yapılan organizasyonlardır. Son dönemlerde; “belgesel” ve “kısa film” kategorileri de eklenerek festival içerikleri zenginleştirilmiştir. Genellikle yapıldığı şehrin adıyla anılan film festivalleri katılan filmleri tanıtmanın ötesinde festivalin düzenlendiği şehrin marka değerini yükseltmektedir.
Televizyon veya sinemada gördükleri sanatçıları kendi şehirlerinde görmek, onlarla fotoğraf çektirmek ayrı bir heyecan katar yöre insanına.
Festivaller magazin medyası için malzeme üretilen bir ortamdır. Kırmızı halıda yürüyen sanatçıların söz ve davranışları hep ilgi çekmiştir.
Festival süresince şehrin havası değiştiğinden son dönemde Türkiye’de yapılan festivallerin sayısı hayli artmıştır. Hemen hemen her şehrin bir festivali var desek yalan olmaz. Film festivalini organize edemeyenler yöresel ürün festivali yapmaktalar.
Bizim konumuz film festivalleri olduğu için diğerlerini bir tarafa bırakalım.
Festivale başvuran filmler bir “ön jüri” tarafından değerlendirilir. Festivalin amacına uygun içerik ve kalitede olan filmler yarışma bölümünde değerlendirilmek için “ana jüri”ye gönderilir.
Saygın festivallerde; “Ön Jüri” tarafından değerlendirilip yarışmaya kabul edilmek başvurusu yapılan film için önemli imajdır. Hele bir ödülle değerlendirilmek filme emek verenlere çok önemli prestij kazandırır.
Önemli bir festivalde ödül almak filmin gişe ve televizyon satışına katkı vereceği gibi yönetmenin bir sonraki projesinin daha kolay finans bulmasının yolunu açar.
Türkiye’de çoğu kez yapımcılığı da yönetmenin üstlendiği düşünülürse festivallerde başarı göstermek önemli bir şanstır.
Filmlere Kültür Bakanlığı desteği için şanstır.
Çekilecek filmlerin gişe yapması için şanstır.
Televizyon satışı hatta dünyaya satışı için şanstır.
Bazı festivallerin para ödülü veriyor olması o festivali daha da önemli kılar.
Cannes Film Festivali,dünyada en çok bilinen film festivallerinin başında gelir. Cannes’de ödül almak bir sinemacının her alanda yolunu açar. Berlin Almanya, Venedik, Taşkent film festivalleri de dünyanın önemli festivalleri arasındadır.
Türkiye'di en çok bilinen ve tanınan film festivalleri ise İstanbul, Antalya, Ankara ve Adana film festivalleridir.
Yurt dışındaki festivallerde standartlarla pek fazla oynanmaz. Kurumsallaşmış bir yapıları vardır. Türkiye’de ise festivaller politikanın rüzgarına göre yön değiştirebilmektedir. Gerek yerel yönetimler gerekse merkezi otorite; bir gözü ve bir eli önemli festivallerin üzerinde olsun isterler.
Film Festivallerinin Kültür Bakanlığının desteği ile yapılıyor olması bazı tartışmaları da beraberinde getirir.
Bakanlık yarışma bölümüne kalacak filmlerin seçiminde kendi standartlarına uyulmasını arzu ederken; ön jüriyi oluşturanlar kendi ideolojilerine uygun filmleri seçmek isterler.
Sanata zarar vermediği sürece bu isteklerin bir sakıncası yok.
Asıl sorun bu istekleri mantıklı bir çözüme kavuşturmak yerine gerilime dönüştürmek.
Maalesef son günlerde bu gerilimin bir örneğini yaşamaktayız.
Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde yaşananları bu duruma örnek verebiliriz.
Türk Sinemasının en önemli festivali, Festival Komitesinin beceriksizliği ya da inadı yüzünden uluslararası sanat camiasında büyük bir prestij kaybına uğradı.
Ne oldu Antalya’da kısaca özetleyelim.
Festival süreci başladıktan sonra yönetmenler filmlerini belirlenen kategorilere göre festivale gönderdiler. Festival ön jürüsi başvuran filmler arasında değerlendirme yaparak seçkiye kalan filmleri belirlediler.
Buraya kadar her şey normal işledi. Sonra Festival komitesi seçkiye kalan “Kanun Hükmü” isimli bir belgeseli, hakkında soruşturma olan bir kişinin hayatını konu ettiği gerekçesi ile seçkiden çıkardığını açıkladı.
Ne oldu ise ondan sonra oldu.
Kamuoyunu ve sanat camiası ikiye bölündü.
Bir taraf yapılan uygulamanın sansür olduğu tezini ileri sürerken diğer taraf söz konusu film üzerinden terör örgütü propagandası yapıldığı görüşünü savunmaya başladı.
Ben söz konusu filmi izlemedim. İçeriği hakkında hiçbir fikrim yok. Beni ilgilendiren festival komitesinin tutarsızlığı.
Daha sonra ne oldu?
Bildiriler birbirini kovaladı.
Sonrası sanat adına daha vahim gelişmelere sahne oldu. Antalya Film Festivali Jüri üyeleri “Kanun Hükmü” belgeseli tekrar seçkiye alınmadığı sürece jüri üyeliğinden çekileceklerini açıklayan bir bildiri yayınladılar.
Yetmedi. Festivale başvuran çok sayıda yönetmen aynı gerekçe ile filmlerini festivalden çektiklerini açıklayan bir bildiri yayınladı.
Oda yetmedi. Festival komitesi “Kanun Hükmü” belgeseli karakterleri ile ilgili devam eden bir soruşturma olmadığı anlaşıldığından şeklinde bir açıklama ile filmin seçkiye tekrar alındığını açıklayan bir bildiri yayınladı.
Hemen ardından Kültür Bakanlığı Antalya Film Festivalinden çekildiklerini açıklayan bir bildiri yayınladı.
Bu arada sosyal medyada tartışmalar devam etti. Sanki Kültür Bakanlığı bu ülkenin değil de başka bir ülkenin bakanlığı imiş gibi suçlamalar aldı başını gitti.
Ardından Festival Komitesi son bir bildiri daha yayınlayarak söz konusu belgeselin festival seçkisinden tekrar çıkarıldığını kamuoyuna duyurdular.
Gençlik ve Spor Bakanlığı, Antalya Film Festivalinden desteğini çektiğini ve bu etkinlik için tahsis edilen salonu vermeyeceklerini açıkladılar.
Demet Akbağ, Jüri başkanlığından istifa ettiğini açıkladı.
Ve son açıklama Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek’ten geldi. festival Komitesinin tüm üyelerinin görevlerine son verilerek Antalya Film Festivali iptal edildi.
Kazananın belli olmadığı bu gerginlikte kaybeden Türk Sineması oldu.
Yeni bildiriler gelir mi bilmem.
Beni asıl ilgilendiren sanatın bu derece yara almasına vesile olan Festival Komitesinin beceriksizliği.
Türkiye terörden çok çekti ve çekmeye devam ediyor.
Festival komitesi bildiri yarışına girip durumu kurtarmaya çalışacağına seçkiye alacakları filmlerle ilgili başlangıçta standartları yasalara uygun belirlemeli. Seçkiye kalacak filmleri belirleyen ön jüri üyelerinin geçmişlerinin tartışmalı olmamasına özen göstermelidir.
“Kanun Hükmü” belgeselinin seçiden çıkarılmasını savunanlar ise laf üretme yerine tezlerini destekleyen belgeleri sunmalıdır. Bu arada tehdit aldıklarını iddia edenler kamuoyunu galeyana getirecek açıklamalar yerine yargıya başvurup haklarını aramalıdır.
Unutmamalıyız ki bu ülke hepimizin.
Sanat; bir ideolojinin ya da siyasi bir yapının hizmetkarı değil, toplumun ışığıdır.
Birgün dünyaya huzur gelecekse bunu sanat, bilim ve vicdanın birleşimi başaracaktır.