“Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan
bu memleket, bizim.
Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak
ve ipek bir halıya benzeyen toprak,
bu cehennem, bu cennet bizim.
Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın,
yok edin insanın insana kulluğunu,
bu dâvet bizim.
Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
ve bir orman gibi kardeşçesine,
bu hasret bizim.”
Nazım Hikmet ne güzel anlatmıştı oysa; “Dörtnala gelip uzak Asya’dan, Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan”. Türk’üz biz…
Dün derdimiz “Mesele vatansa gerisi teferruattı” bugün sadece dilimizde.
Çaktırmadan çaktırmadan ya da göstere göstere genetiğimizle oynadılar.
Utanması arlanması olmayan tipler topluma rol model olarak gösterildi. “Parayı nasıl buluruz! Kısa yoldan köşeyi nasıl döneriz!” felsefemiz oldu.
Kurumlar liyakat yoksunlarıyla dolduruldu. Tepkimizi liyakatsizliğe değil kurumlara saldırarak gösterdik.
Saygı vardı, görgü vardı, geleneksel değerler vardı. Hepsini beş paraya unuttuk.
Resmen genetiğimiz değiştirildi. Küçük Amerika yapıldık veya olduk.
Sadece kısa yoldan para sahibi olmaya odaklanınca, düşünmeyi, sorgulamayı ve daha birçok özelliğimizi kaybettik.
Hepimize düşen önemli bir görev var. Ne oldu bize? Sorusuna tüm samimiyetimizle cevap verip toparlanmamız lazım.
Meseleye çözüm ararken suçu sadece siyaset kurumuna yüklemek işin en kolayı. Bize rağmen kimse bir şey yapamazdı eğer biz atalarımızın yaptıklarını yapsaydık.
Hırsıza hırsız diyebilseydik,
Yalakalık, dalkavuklukla makam sahibi olanın yüzüne tükürebilseydik,
Yalana, yalancıya bireysel çıkarlarımız için tepki vermeyince,
Dini, Atatürk’ü, 15 Temmuz’u bireysel ikbali için kullananlara ‘edepsiz’ diyebilseydik bugün şikayet ettiğimiz bir çok olayı yaşamayacaktık.
Hiçbir şey için geç değil. Önce kendimizi ikna edeceğiz doğru insan olmaya…
Sonrası kolay…
Sağlıcakla kalın.
Nazım Hikmet’in dediği gibi “Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine, bu hasret bizim.”