Tarifsiz acılar yaşatan, elli bine yakın vatandaşımızın hayatına mal olan deprem felaketinin üzerinden üç hafta geçti. Artçılar hala devam ediyor. Haklı olarak herkes korku ve panik içinde. Sadece deprem bölgesinde değil bütün ülkede insanlar; depremin sebep olduğu yıkımların sebepleri ile birlikte kendi yaşadıkları konutun güvenilirliğini de sorgulamaya başladı.

“Depremin bu coğrafyanın kaderi” olmasına itirazımız yok. Tarih boyunca nice depremler görmüş Anadolu, gelecekte de nicelerini görecektir. Doğanın kanunu değiştiremeyiz. Depremleri de yok edemeyiz. Bizim itirazım deprem gerçeğini bile bile doğa ile inatlaşarak felakete sebep olacak dikey yapılaşmaya ve deprem sonrası yıkılan bu binaların sebep olduğu ölümleri “kader” olarak niteleyerek sorumluluktan kaçınmayadır.

Allah akıl vermiş, fikir vermiş, ilim ile insanı ödüllendirmiştir. Sorumlular bu ilmi kullanarak felaketleri önleyeceği yerde; rantın sağlayacağı zenginleşmenin cazibesine kapılarak depremin felakete dönüşmesine sebep olmuşlardır. Sorumlular derken sadece müteahhitler akla gelmesin. Mühendisinden, ustasına, yapı denetim yetkililerinden kamu yöneticilerine herkesin bu çarpıklıkta payı ve sorumluluğu var.

Depremde zarar gören herkes devletin gücünü yanında görmek ister. Geç kalınmışlığa dile getiren söylemleri “devlete isyan” isyan olarak niteleyip tehditler savurmak yerine geç kalınmışlığın sebeplerinin sorumlular düzeyinde sorgulanması gerekir.

Depremden sonra yaşananlar ve paylaşımlar medyamızın da kendi üzerine düşen sorumluk yerine taraf olduğu siyasi misyonun peşine takılıp kututplaştırma ateşine odun taşıdığını göstermiştir.

Güzel ülkemizin cefakar ve yardımsever insanları bu bölünmüşlüğü ve kendi gibi düşünmeyenlerin horlanışını haketmiyor. Bu gerçeği maalesef gücü kontrol eden her tarafın bilmesi gerekiyor. Öyle “not etmek”, “defter tutmak” gibi söylemler belki günü kontrol etmek için yeterli gibi görünse de kalıcı bir çözüm getirmez.

Farklı düşünenleri susturma hevesi tarihin her döneminde iktidarların kullandığı bir silah olmuştur. O dönemlerde medyanın görevini yürüten şair ve düşünürler bedel ödemişlerdir. Öldürme, hapsetme, sigaye çekme gibi cezalandırmalar düşünceleri yok edememiştir.

“Derviş Yunus bu sözü eğri büğrü söyleme.

Seni sigaya çeken bir Molla Kasım gelir”

Yunus Emre’nin bu dizeleri bize hem 13. Yüzyıl Anadolusunun siyasi iklimini hem de bu iklimdeki sanatçı duruşunu anlatmaktadır. Aradan geçen sekizyüz yıla rağmen Yunus Emre gönüllerde yaşamaya devam ederken Molla Kasım sadece Yunus Emre’nin şiirinde bahsettiği kadar bilinmektedir.

Yapılması gereken çok kolay aslında. Parçalayıcı değil, birleştirici olmak, farklı kimlik ve düşüncelere katılmasan da saygı göstermek, tehditle yol açmak yerine yerine vicdan ve ilimin ışığında yürümek…

Yarının bizlere ne getireceğini bilemeyiz. 5 Şubat akşamı farklı plan ve hayallerle yatağa girenler sabah olduğunda hem hayallerine hem de planlarına veda ettiler. Çarklar bozuldu, umutlar söndü… Enkazlardan yayılan feryat ve sitemleri bu gerçekleri bilerek doğru anlamak lazımdır. Yunus’un “Cümleleri doğrudur, sen doğru isen” sözü olaylar ve durumlar karşısında kişilerin kendilerini sorgulamalarını öğütlemektedir.

Depremden sonrası için söylenecek çok çok söz var ama amacımız yangına körükle gidip ayrıştırıcı olmak değil. İstiyoruz ki herkes biraz kendini sorgulasın. Depremde yara alanları doğru anlasın. Eğer kendi akıl ve vicdanları yetmiyorsa biraz Yunus Emre’ye kulak versinler. Herşeyi anlamaları daha kolay olacaktır.

“Bilirim seni yalan dünyasın, Evliyaları alan dünyasın. Kaçan kurtulmaz senin elinden, Demir kafesler kıran dünyasın. Sevdiğim aldın beni ağlattın, Dönüp yüzüme gülen dünyasın. Süleyman tahtın sen viran kıldın, Masumlar boynun büken dünyasın. Kaç kez boşaldın, kaç defa doldun, Ahir bizden de kalan dünyasın. Felek değirmen çarh vurur döner, Onun suyunu savan dünyasın. Yunus hep sema edip çarh vurur, Bizim çarhımız bozan dünyasın.”

(Yunus Emre)

Yunus Emre ile aynı topraklarda yaşıyor olmanın bizlere de sorumluluk yüklediğinin Farkındayım. Amacım kimse ile kavga değil. Daha güzel yaşanılabilir bir Türkiye hayalim. Depremde kaybettiğimiz canlara rahmet, yaralılara şifa diliyorum. Tarih boyu nice badireler atlatan bu millet bu yaraları da saracaktır. Yeterki bilim ve vicdan ışığından ayrılmayalım.

Geçmiş olsun Türkiye.