"Türkiye Barolar Birliği,

Yasaların bir meslek kuruluşu olarak kendisine yüklediği görevlerinin yanında,

Toplumun hukuki sorunlarıyla ilgili görüş ve önerileriyle de Türk hukuk sisteminin gelişmesine katkı sağlamaktadır."

Bu tanımlama ile günümüz gerçeklerini kıyasladığımızda,

Türkiye Barolar Birliği' nin,

Yıllar içerisinde, değişkenlere bağlı olarak değişen yüzünü,

Toplumun hukiki sorunları ile ilgili olarak da,

Görüş ve önerileriyle,

Neyi, ne kadar desteklediğini görmemek mümkün değildi.

Ve yapılan Türkiye Barolar Birliği seçiminin sonuçları ile de,

Özellikle,

Toplumda kilit noktalarda yer alarak görev yapan insanların,

Bir yerden sonra,

Toplumsal değil, bireysel düşünmeye başlayarak,

Kendi koltuğunu sağlama alabilme düşüncesiyle,

Toplum çıkarlarından vazgeçip güce yöneldiği noktada,

Temsil ettiği insanlar, gruplar ve hizmet ettiğini düşündüğü toplum tarafından nasıl "red" edilebildiğini gördük sanki.

....

Gerçekleştirilen seçim sonrasında,

Sanırım herkesin ilk adresi "google" oldu;

"Erinç SAĞKAN kimdir" sorusuna yanıt bulabilmek adına.

İnkâr edecek değilim;

Benim de öyle oldu tabi.

Ama nereli olduğu,

Kaç yaşında olduğu,

Siyasi görüşü,

Sağa sola yakınlığından ziyade,

Seçilmeden önce ve seçildikten sonra göstermiş olduğu duruşun,

Sergilemiş olduğu ılımlı ve olumlu tavırların,

Dürüstlüğünün,

Pozitif enerjisinin,

Bütünsel bakış açısının,

Konuları toplumsal olarak ele alış hâlinin sürekliliğinin olup olmayacağı düşünceleri aldı daha çok beni.

....

Seçildikten sonra,

Telefon ile katıldığı bir programda,

Kendisine yöneltilen,

"Adalet Bakanı tarafından arandınız mı seçim sonrası?" sorusu üzerine,

SAĞKAN' ın,

"Dün akşam çok arayan vardı.

Hepsine bakamadım.

Aramadı diyemem şu anda.

Her birine baktıktan sonra bu soruyu yanıtlayabilirim.

Yalnız şunu söyleyim;

Ankara Barosu Başkanlık seçiminden sonra kendisi aramıştı" diyerek,

Hasret kaldığımız o yalansız, riyasız,

"Neyse onu söylerim" tadındaki dürüstlüğüne sarılmak geldi içimden.

Bir başka yerde,

"Yola çıkış amacında ve aşamasında bireysellikten uzak olduğunu, ortak akılla bir noktaya varıldığını" belirttiğinde,

Yolun devamında da,

Aynı düşüncelerle kalabilip her zaman bireysellikten uzak olabilmesini diledim kendi içimde.

"Birliği değil,

Birlikte yönetmek için aday olduklarını" ifade ettiğinde,

Yürekten inanmak istedim söylediklerine.

"Bu ülkede hiçbir avukat,

Hiçbir baro yalnız,

Yurttaşlarımızın hiçbiri de savunmasız kalmayacak" düstürunu, asla ve asla yarı yolda bırakmayacağı konusunda güvenmek istedim kendisine.

Çünkü bugüne kadar,

Bu memleketin başına ne geldiyse,

Çıkılan yol ile varılan yerin başka başka,

Hatta bambaşka olmasından geldi bana göre.

Herkesin yola çıkış sebepleri harika,

Başladığı noktadaki görüşleri umut verici,

Koyduğu hedefler yüz güldüren cinsten oluyor ama o yol nasıl bir yolsa artık,

O yolda nasıl bir sofra kuruluyorsa,

Sofradan kalkıp da aynı yola devam edilemiyor bir türlü maalesef ki.

O sofraya oturan,

Kimliğini orada bırakıp sofra sahiplerinin kimliğine bürünerek,

Başkalaşarak devam ediyor yola(burada "yoluna" diyemiyorum çünkü devam ettiği yol, kendi yolu değil başkalarının yolu oluyor bir süre sonra).

Hangi tip seçim olursa olsun,

Kim olursa olsun,

Hangi siyasi görüşten ve hangi partiden aday olursa olsun,

En küçüğünden en büyüğüne,

Bir koltuğa oturabilmiş,

O koltuğun sahibi olabilmiş hemen hemen herkeste gördük bu tabloyu neredeyse.

Koltuk demek, hizmet değil güç demek ya artık memlekette,

Fazla gücün getirdiği o ruh zehirlenmesi,

İleri derecede zehirlenmeyle birlikte gelen aklın baştan gitmesi hâli,

Başı terk eden aklın,

Her şeyi bir kenarda bırakıp,

Sadece ve sadece koltuk savaşı için mücadele vermesi senaryolarını hep izledik,

Yıllardır da izliyoruz biz zaten.

....

Artık inanmak istiyoruz halk olarak,

Toplum olarak;

Bu " "yol"suz yolların" da değişebileceğine.

Nitelikli bir kimlikle,

Toplumsal düşünce yapısıyla,

İdealist duruşuyla yola çıkıp da,

Kimliğini,

Kişiliğini satabilen ve dolayısıyla da aynı zamanda kendisine güvenenlerin,

İnanmışların da umutlarını satabilmiş olanlardan yoruldu,

Sıkıldı artık bu millet.

....

Her konuşmasında,

Mütevazı bir tavır ve üslupla,

Hiç sesini yükseltmeden,

Kibarlığı dilinden, duruşundan eksik etmeden,

Samimi hâli ile samimiyetin altını çize çize hissettiren,

Akıl-mantık çerçevesinde gerçekleştirdiği konuşmalarla farkını ortaya koyan SAĞKAN' ın,

"Bu ülkenin bana verdiklerini, tekrar kendisine ödüyor olmaktan mutluyum" yaklaşımı, hepizin de yaklaşımı olabilmeli.

Her ne iş yapıyorsak yapalım,

Hepimiz bu ülkeden aldıklarımızın karşılığını,

Yine bu ülkeye vermek zorundayız yaptığımız güzel işlerle.

....

Koltuklar geçicidir,

Kişiler gelir gider ama bir koltuğa hakkıyla oturmuş bir kişinin,

Toplum adına yaptığı güzel işler,

Kazandırdığı değerler,

Kattıklarıdır yalnızca adını yaşatabilecekler.

....

Umarım ki;

Yeni başkan tüm görev süresi boyunca,

Hakka, hukuka, adalete, insana, topluma gerçekten sahip çıktığını,

Çıkabildiğini göstererek,

Kendisine inanları ve umutları yarı yolda bırakmaz.

....

'Yolunu "yol"suzluğa döndürmeyecek, memleketimizi düzlüğe çıkarabilecek insanlarla kuşatılmak, umut dolmak dileğiyle...'