Seçime doğru gidiyoruz, her sohbetin ortak konusu önce Cumhurbaşkanı’nın kim olacağı ve milletvekili adaylığı.
Herkesin kendince bir fikri var, partili olanlar bunu daha sert bir dille ifade ediyor. Zor bir döneme gireceğiz, hele ki içinden geçtiğimiz ekonomik şartların ağırlığı düşünülürse. Gün geçmiyor ki zam yaşanmasın, her alanda yaşanmakta.
Başta akaryakıt olmak üzere, zamsız ürün nerede ise yok. “İğneden ipliğe” diye bir kavram var ya işte tamda böyle bir durumdayız. Ardı arkası kesilmeyen ve nerede duracağı belli olmayan zam furyası.
Akla 2001 krizinde yaşanılanlar geliyor, iktisatçılar bugün yaşadığımız krizi değil 2001 krizi hiçbir krize benzetmiyor, çok ağır bedeller ödeniyor. Süresi belli olmayan, sonu ne zaman gelecek bilinmeyen bir tablo var ortada.
Neyse ki “yazar kasa” eylemlerine tanıklık etmiyoruz. Hatırlanacaktır, 2001 krizinde Başbakanlık binası önünde gerçekleşen eylem. Bir esnaf hayat pahalılığını protesto ediyor ve merhum Başbakan Bülent Ecevit’in gözü önünde yazar kasayı yere atıyor. Eylem günlerce haber kanallarında hatta bugün bile görmek mümkün.
Eski Türkiye’de eylem yapabilir, hak arayabilirdiniz.
Bugün çok daha kötü ekonomik koşullara rağmen değil eylem yapmak, aklınızdan bile geçiremezsiniz. Aksi halde neler oluyor hepimizin malumu. Bir türlü hazırlanmayan iddianame ve uzun tutukluluk süresi, günün modası niteliğinde.
Bir başka sahne gelir aklıma; AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın o meşher simit hikayesi. Üç çocuklu bir aile, sadece çay ve simit yiyecek aylık bütçesinin hesabı.
Ne diyordu; “sadece çay ve simidi benim vatandaşıma çok gördüler” yani maaş ile geçinilmeyeceğini, hayat pahalılığını izah ediyordu. Bugün bu hesabı herhangi bir AKP’li yapar mı ya da AKP Genel Başkanı Erdoğan, tekrar bu hesapları yapsa ya.
“Nerden Nereye” geldiğimizi simit hesabı ortaya koyuyor. Diğer bir tespit ise yirmi yıl önce bir emeklinin maaş oranı asgari ücretin üzerinde iken bugün geldiğimiz yer ise malum; asgari ücretin nerede ise yarısı kadar emekli maaşı alınmakta.
İçinden geçtiğimiz manzaranın kısa bir görüntüsü.
Böylesi bir ortamda seçime gidiyoruz, her ne kadar eylem yapılmasa da ne yaşandığı ortada. Basın yayın yoluyla hatta adına trol denilen yöntemle başka algılar oluşturulmaya çalışılsa da yurttaşın durumu ortada.
Ucuz et alacak diye ki o da kısıtlı günün erken saatlerinde ET ve Süt Kurumu önünde oluşan uzun kuyruklar, ne durumda olduğumuzu gösteriyor. Pazardan kalanların toplandığı görüntüler yaşanmakta günün Türkiye’sinde maalesef.
Hani her fırsatta aşağılanan o eski Türkiye’yi solladık.
Dolayısıyla bu seçimin en önemli unsuru hayat pahalılığı olacaktır.
Kimin Cumhurbaşkanı olacağı kadar, kimlerin de milletvekili olacağı yoğun bir kampanya dönemi yaşanacak.
Genel merkezlerin belirleyeceği adaylar listelerde yer bulacak, ön seçim terk edildi ne yazık ki. Milletvekili olmanın yolu kulislerden geçmekte, kendini genel başkanına kabul ettiren yer bulacak, bu teması sağlayamayan bir sonra ki döneme bekleyecek.
Her şeye rağmen tüm olumsuzluklara karşın mücadelesi yüksek, sıcak bir seçim dönemi yaşayacağız. Özellikle bunu Sakarya için söylemek mümkün, başta depremden kalma sorunlar olmak üzere yıllar yılı çözüm bekleyen sorunlar ve mevcut AKP’li milletvekilleri.
Gerçek anlamda hizmet etme arzusunda olanların aday olup seçilmeleri ümidiyle.