"Anneniz, babanız veya dedeniz hiç tuvalet kağıdı kullandı mı!!!

Kullanmasın!!!

Eskiden yoktu!

Havlu kullanılırdı!!!

Havlu vardı!!!

Onun için havlu kullansınlar!!!

Tuvalet kağıdından dolayı haber yapmaya gerek yok yani!!!"

....

Bir haber programı röportajından aldığım bu cümlelerin, her tarafı ünlemlerle doluydu benim için.

Her bir cümleyi tek tek aldım; Evirdim, çevirdim, öyle baktım olmadı, böyle baktım olmadı.

Bir yerlerinden tutabilmek için çok çok çabaladım.

Anlayabilmek, anlamlandırabilmek için bin bir takla attım ama!

Yok, yine olmadı.

Aklımın hiçbir yerine sığdıramadım.

Beynimin hiçbir tarafında yer bulamadım cümlelere.

"Eskiden tuvalet kağıdı yoktu" kısmını kabul edebildi idrak yollarım sadece.

....

Evet,

Eskiden tuvalet kağıdı yoktu güzel kardeşim.

Gerçekten de yoktu ama.

Ve olmayan bir şeyi kullanabilmek gibi olağanüstü bir güç de olamazdı zaten kimsecikler için.

Yani, kimseye yoktu tuvalet kağıdı.

Sonra oldu.

Herkes, iyi kötü kullanabilir durumdaydı çok kısa bir süre öncesine kadar bile.

Şimdiyse var ve yalnızca parasını verebilenler, kendisine(tuvalet kağıdına) yatırım yapabilecek miktarda kazanabilenler kullanabilir duruma geldi.

Çünkü, öyle "iyi kötü geçinip gitme" devri bitti.

Yani artık,

Sadece arkası kıymetli olanların tuvalet kağıdı kullabileceği bir devir başladı.

Sen, önüne-arkana,

Sen kendi yaşadığın hayata,

Sen çocuklarının,

Bu memleketin çocuklarının hayatına, yarınlarına, yarınlarımıza kıymet vermiyorsan gayrı,

Biz daha ne diyelim ki be memleketimin güzel insanı!!!..

....

Aramızdaki fark ne biliyor musun!

Bizler,

Bu memlekette, bu topraklar üzerinde,

Senin de hakkın,

Benim de hakkım,

Yavrularımızın da büyük hakkı var diye düşünüyoruz.

Ve senin de hayatını,

Yavrularının, yavrularımızın, tüm evlatlarımızın hayatlarını önemsiyoruz.

"Birilerinin arkası bu kadar sağlam ve kıymetliyken,

Milletin arkası neden kıymetli olamasın!!!" diyoruz.

Birileri tabaktaki pastanın koca bir kısmını, son kırıntılarına kadar götürürken,

Millet sofranın altında,

"Bir parça da aşağıya düşer mi acaba!!!" diye bekler durumda olmasın istiyoruz.

Pasta hepimizin,

Herkesin hakkı ve herkes hakettiğini alabilsin,

"Eşit haklar,

Eşit şartlar,

Aynı refah seviyesinde buluşabilelim tüm insanlar" diye diye çırpınıyoruz.

"Birileri şahlanırken, alıp da başını giderken her geçen gün,

Birilerinin adım atacak mecalinin kalmamasını" içimize sindiremiyoruz.

....

"O gün yoktu,

Bugün de kullanılmayı versin" cümlesini kurabilmeye harcanacak zaman yerine,

Birazcık çaba, azıcık bir gayretle,

"Bugün var ve ben neden kullanamaz hâldeyim!!!

Biz neden bu duruma geldik!!!" diye bir miktar sorgulamak gerekmez mi!!!

....

Hadi tuvalet kâğıdı lüks oldu artık diyelim.

"Biraz önce,

Çeysek lahana sattım bir müşteriye.

Yani yarımın yarısı!..

Ve hâlâ,

"Ekonomi iyi" diyebilen insanlar varsa,

At gözlüğünü çıkarıp biraz etrafa baksınlar.

Yazık, günah bu millete ya" diye isyan eden pazarcı kardeşime nasıl bir cevap verelim!!

Eskiden lahana da mı yoktu ki!!!

Bir sormak lazım analara, babalara, dedelere;

"Eskiden lahana yiyebiliyorlar mıydı???" diye o vakit.

....

Konuya, "Eskiden var mıydı" diye bakacak olursak öyle!..

"Amaaann,

Eskiden doğal gaz mı vardı canım!!!

Soba kullanıyorlardı.

Soba kurun siz de" mi diyelim!!!

Elektrikten vazgeçip,

Gaz lambasına mı dönelim!!!

Evdeki su vanalarını kapatıp,

Mahalle çeşmeleri mi yaptıralım yeniden;

"Eskiden evlerde musluktan su mu akardı" diyerek!!!

"Fırından ekmek almak bizim neyimize" deyip,

Evlerimizin bir köşesine tandır yaptırıp, yufka mı pişirelim yeniden!!!

"Daha önce araba mı vardı ki" diyerek at arabasına mı binelim tekrar!!!

Bu arada,

Çook eskilerde kıyafet falan da yoktu.

O çoook eskilere dönüp iki-üç yaprakla mı örtünelim!!!

Bu mudur olması gereken bakış açısı!!!

Hadi biz millet olarak her şeyden "vazgeçtik" diyelim de,

Ya yukarılardaki israftan,

Şaşadan,

Lüx yaşamdan,

Aylık üç beş yerden,

Hoop havadan düşer gibi gelen maaşlardan vazgeçilebilecek mi!!!

....

Ülkenin ekonomik olarak geldiği nokta ortada.

Baktıklarımızı görme,

Gördüklerimizi anlama,

Anladıklarımızı sorgulama aşamalarını çoktan geçmiş olmamız lâzım artık bizim millet olarak.

Olan biteni cebinde hissetmeyen,

Ekonomik darboğazın olumsuz çıktılarını evinde yaşamayan kaç hane kaldık ki zaten!!!

Yaşananların, gelinen noktanın temel sebepleri;

Israrla sürdürülmeye çalışılan yanlış politikalar,

Bireysel kazançların toplumsal kazançlara tercih edilmiş olması,

Bitmeyen yeme arzuları,

Vazgeçilemeyen lüx yaşamlar,

Doymak bilmeyen gözlerdir.

Sürekli sebepleri dışarıda aramak,

Hatta, sebebi ilâhi güce bağlayarak sorumluluktan kaçmak,

Memleketi uçuruma adım adım daha da yaklaştırmaktan başka bir şey getirmedi yıllar boyunca,

Getirmeyecek de.

Sen, ben, biz gözümüzü açmazsak daha,

Birilerinin konforu bozulmasın diye daha çok şeyden vazgeçmek zorunda kalacağız belli ki.

....

Bu arada,

Daha bir kaç gün önce,

Prof. Dr. Cem BAYKAL,

Gerek özel,

Gerek devlet hastanelerinde, yıllardır, tek kullanımlık malzemelerin steril edilerek, özellikle kapalı ameliyatlarda tekrar tekrar kullanıldığını açıkladı.

Sormak isterim;

Kendisinin,

"Almanya olsun, ABD olsun deli gibi bizi kıskandıkları halde, onların ürettiği ve kendi vatandaşlarına bir kez kullanıp attıkları ve ona göre üretilmiş cerrahi malzemeyi, biz ortalama 5 defa steril edip edip kullanıyoruz. Oysa ruhsatında bile böyle bir izin yok" sözlerinin bir haber niteliği olabilir mi peki!!!

Yani,

Konu sadece "tuvalet kâğıdı" değil güzel kardeşim.

Ortada bin bir parçadan oluşan,

Kocaman ve gerçek bir resim var,

Resim!..

Parçalarına bakarak, resmin bütününü anlayamadık hadi diyelim de,

O resmin tüm parçaları zamanla bir bir yerine konuldu ve hiç eksik parça kalmadı.

Bi zahmet kaldırıp da kafamızı,

Gözümüzle resme bakıp,

Aklımızla görelim artık şu büyük resmi.

....

'Tüm memleket, kafalarımızı gömdüğümüz yerden çıkarabilmek, resme gözümüzle bakabilmek, büyük resmi akıllarımızla görebilmek dileğiyle...'