"Nasılsınız?
Keyfiniz nasıl?" diye sorunca kanuk olduğu programcı ona,
"İyi olduğumu söyleyemem.
İki türlü bakman lazım tabi;
Bir,
Yaşadığın toplum içindeki tansiyon,
Bir de kendi özel hayatımız.
Özel hayatımız toplumdan bağımsız olamayacağı için,
İyi değiliz tabi..."
....
Toplumsal sorunları,
Bireysel sorunu haline getirmiş,
Toplumsal sorunlara kendi sorunuymuş gibi çözüm aramış,
O sorunları "derdi" edinmiş,
Kaç sanatçı,
Kaç yönetici,
Kaç insan kaldı ki memlekette hâlâ acaba!!!
O,
Bu toplumun ekonomik sorunlarını da sorunu bildi,
İşsizliği de,
Adaletsizliği de,
Haksızlıkları da,
Özgürlüklere gelen kısıtları da,
Doğaya olan hoyratlığımızı da,
Kadına şiddeti de,
Çocuğa tacizi de,
Gençlerin gelecek kaygısını ve daha nicelerini de.
Yani dert edinmesi gerekenlerin,
Dert edinmediği ne varsa aldı hep omuzlarına.
....
Mezun olduktan sonra,
Arkadaşıyla kafa kafaya verip,
Üç gün boyunca,
"Biz tiyatro için ne yapabiliriz?" diye kafa yorabilecek kadar sorumluluk sahibi biriydi o.
Sorumluluktan çok uzak duran günümüz siyasetçilerinin,
Dünden bugüne birçok yönetenin bile,
Kendinden ve çevresinden başka bir şey düşünmeyip,
"Biz, halk için ne yapabiliriz!!!" sorusunu soramadığı bir memlekette,
O,
Hayatının her noktasında,
Kimsenin bilmediği bir yerlerde,
Kimsenin hissetmediği bir şekilde,
Nadir insanlarda bulunabilecek bir yürekle,
Tıpkı tiyatro için sorduğu gibi,
Hep sormuş belli ki kendi kendine;
"Biz sanatçı olarak,
Halk için ne yapabiliriz?" diye.
....
Yine program sohbetinde,
Büyükbabası ve diğer tüm aile fertleri ile birlikte,
Çocukluğuyla oturduğu kalabalık aile sofralarından birinde,
Büyükbabasının,
"Kim daha çok ekmekle daha az zeytin yiyecek?" diye oynattığı oyundan bahsederken,
Bir parça zeytinle en çok ekmek yemek için nasıl yarışa girdiğini,
Orada büyükbabasının aslında onları beslemekten ziyade doyurmaya çalıştığını buruk buruk anlatışı,
Benim içimde de koca bir burukluk,
Anlatırken tutamadığı samimi gözyaşları,
Benim de gözümün yaşı olmuştu izlerken.
İşte,
Bu toplumun,
Yoklukla,
Acıyla,
Verdiği her türlü kayıpla,
Uğradığı haksızlıklarla,
Yanan canlarıyla,
Öldürülen kadınları,
Ölen annelerin geride kalan yavruları,
Umutları tükenen gençleriyle döktüğü her gözyaşı,
Onun da gözlerinde yaş oluyordu içten içe bence.
Nereden ve nasıl bir hayattan geldiğini hiç unutmadığındandı belki de,
Halkın her acısını bu denli içselleştirebilmesi.
Bugün görüyoruz ki;
Tepelerdekiler,
Geldikleri yerleri unutabilecek kadar çok uzaklar geçmişlerine.
Birilerinin görmesi gereken ve zorla görmezden geldiği onca gözyaşını görebilen,
Başkalarının acılarını acısıymış gibi yaşayabilen,
Yüreklerdeki yangınlarda yanabilen,
Bizlerin hissettiklerini hissedebilip,
Tüm yaşadığımız sorunları içten içe yaşayıp da,
Dıştan dıştan bizleri bizden çok daha iyi anlatabilendi o.
Çünkü geldiği nokta ne olursa olsun,
O hep bizden biri olmayı başarabilmişti.
....
Bugün,
Güç ve güçlülerin karşısında kendi olmaktan vazgeçmeyi göze alarak,
Saçma sapan programlarla,
Beyinleri devre dışı bırakan konuşmalarla kanallarda kendine yer bulabilen,
Bencil,
Merkezden kendini alamayan,
Onurunu parayla satabilmiş onca insan,
Kaymağını yemeye devam ederken bu memleketin,
O,
Güçlerin ve güçlülerin karşındaki değişmez duruşuna sahip çıkmış,
Sahip çıktığı duruşundan ötürü her çalıştığı kanaldan kovulmuş,
Kovulma sebeplerinin her biri için de,
"Madalyam onlar benim" diyebilecek kadar onuruna sahip çıkmış bir insandı o.
Çünkü kovulma sebeplerinin hiçbiri yüz kızartıcı değil,
Aksine,
Kovanlarda yüz kızarmasına sebep olması gereken sebeplerdi.
Yani yine hep çıkarlar söz konusu olmuş,
Yani yine sebepler hep siyasiydi.
....
Bazı insanları anlayabilmek için,
Onların yüzdüğü derinliklerde yüzebilmek gerek.
TURGAY YILDIZ,
O kadar derinlerdeydi ki,
Onun yüzdüğü yerlerde yüzebilmek,
Demir gibi yürek ister.
Daha çok diyecek sözü,
Yapacak onca işi,
Bu hayata katacakları,
Yetiştireceği gencecik çiçekleri,
Düşünmeye sevk edeceği çokça beyin,
Güldüreceği onca yüz,
Tecrübeleri ve birikimleriyle ışık tutacağı,
Cesaretiyle cesaretlendireceği,
Her koşulda ve her daim sahip çıktığı onuruyla örnek olacağı,
Umutlarıyla umutlandıracağı nice insanlar vardı daha.
....
Hâlâ,
Her gün en az bir videosunu izliyor,
Katıldığı programlarda tatlı tatlı yaptığı,
O hayat dersi niteliğindeki konuşmalarını dinliyor,
Söylediği çok oturaklı lafların altını,
Sanki okuduğum bir kitapta beni alıp götüren satırların altını kalın kalın çizer gibi çiziyor,
Onu her izlediğimde,
Her dinlediğimde yeniden yeniden bir şeyler öğreniyor,
Her defasında tekrar tekrar hayran oluyor,
'Bu memlekete,
Bu memleketin insanlarına daha katacak,
Kazandıracak çok şeyi vardı' deyip deyip iç yanmalarına tutuluyorum.
....
Unutmayacağım...
Unutmayacağız sizi TURGAY YILDIZ.
Bedeni gidişiniz,
Pırıl pırıl parlayan yıldızınızın sönmesi demek değil bizler için.
O yıldız,
Hep bir yerlerde,
Işıltısı ile aydınlık olmaya devam edecek sizi anlayabilenler ve sizi çok sevenler için.
Bedenler gider elbet bu dünyadan günü gelince ama,
Fikirleri,
Eserleri yaşar,
Aydınlık için yürüyen her gidenin ışığı yanar her daim hayatın bir yerlerinde parıldayarak.
Sevgiyle,
Saygıyla,
Hayranlıkla,
Rahmetle hep anılacaksınız ve ışığınız hiç sönmeyecek,
Söndürmeyeceğiz BÜYÜK USTA.
....
'Kıymetli insanların kıymetini, yaşıyorlarken bilebilmek, sorunlarımıza sahip çıkabilmişlere sahip çıkabilmek, TURGAY YILDIZ' ı nesiller boyu bize bıraktıkları ile yaşatabilmek dileğiyle...'