Her birimiz,
Gündelik hayatın o bitmeyen telaşında,
Bazen aynı noktalara,
Bazen farklı farklı noktalara savrulurken bu memlekette,
Başka bir memleket için canlar,
Canlarımız gidiyor.
Evlatlar,
Evlatlarımız toprakla buluşuyor bir bir.
...
Bu memleketin,
Küçücük,
Masum,
Hayatı onlara sunabildiklerimizle tanıyan,
Bu hayatta onlara yaşatabildiklerimizle şekil alan çocuk yürekleri,
Toprağa sarılıyor,
"Baba,
Babam..." diye.
Başına gelen her yeni olayda,
Her yaşadığı tecrübede,
Hayatına dair her türlü gelişmede,
Baba dediği toprağa koşuyor anlatmak,
Paylaşmak,
Dertleşmek üzere belki de.
...
Bu memlekette,
Sevgililer,
Eşler,
Sevdikleri insanı toprağa emanet edip,
Sevgilerini,
Aşklarını yaşamak,
Yaşatabilmek için o topraklara koşuyorlar her özlem çektiklerinde.
Bırakıyorlar toprağa ellerini,
Sevdikleri adamın ellerine ellerini bırakır gibi.
Salıveriyorlar sonra bedenlerini toprağın üzerine,
Kalpleri, biriciklerinin kalplerine değecekmiş gibi.
Gözyaşları ile suluyorlar toprağı,
Her damlası başka bir acının şahitliğiyle düşüyor sevdikleri adamın ruhuna.
Her bir damla,
Bir çığlık da aynı zamanda aslında.
Her biri,
Sevdiğinin yokluğunda büyümüş,
Onsuzluğun getirdiği yükle beslenmiş,
Göz pınarlarında birikip birikip,
Sonunda biriktiği yerden firar etmiş gibi.
...
Bu memlekette,
Analar toprakta buluyor yitirdiği evlat kokusunu hala.
Ana yüreği işte,
Tıpkı üşüyen evladının üzerini örter gibi,
Bedeni ile örtüyor toprağın üzerini.
"Susadım annem" dediğini,
Ana yüreği ile bir kendileri duyuyormuş gibi,
Su döküyorlar toprağa özenle;
Doya doya,
Kana kana içsin oğulcukları diye.
O ziyaret gününün akşamı,
Evlatlarının en sevdiği yemekleri yapıyorlar belki de,
Her zamankinden daha da bir özenle.
Tek bir lokma yiyemeden,
Evladını izler gibi izliyorlar belki tabaktaki yemeği.
Evladının en son giydiğini yıkayamayan analar var bu memlekette.
Evladının kokusuna acısı karışmış,
Evladının kokusuna özlemi bulaşmış,
Evladının kokusuna kederi eklenmiş anneler var bu memlekette.
...
Oğlunun gömleğini giymiş gibi,
Oğlunun toprağını son nefesine dek,
Ömürlük üzerine giymiş babalar var bu memlekette.
Üzerine giydiği o gömleği, Gece yatarken dahi üzerinden çıkarmaya kıyamayan,
Üzerine toz değse,
Üzüntüden kahrolan babalar var bu memlekette.
Evladı için kurduğu hayalleri toprağa gömmüş,
Toprakla hiç bir alıp veremediği yokken,
Toprağa evladını vermiş,
Geri alabilmek için varını yoğunu verebilecek,
Onu geri alabilmek uğruna canını verebilecek babalar var bu memlekette.
...
Tüm bu acıları gören,
Görürken içi yanan,
Boğazında nefesi düğüm düğüm kalan,
Bugün üzüldüğünü yarın unutan bir milletiz ama,
Acısı ömürlük onca çocuk,
Onca eş,
Onca ana,
Onca baba var bu memlekette.
...
"Aynı acıları tekrar tekrar yaşamamak dileğiyle..."