Demiryol-İş Sendikası Adapazarı Şubesi Genel Kurul’unda konuşan TÜRK-İŞ Genel Başkanı Ergün Atalay, “İşçi, işsiz ve emekliler olarak bu ülkenin yüzde 50’sini oluşturuyoruz. Ama mecliste 3 kişi yokuz. Sen şimdi tarımı bilmeyeni meclise gönderirsen tarımı anlatamazsın. Tulum giymemiş, sabah işe gitmemiş birine işi anlatamazsın” diye bir tespitte bulunmuş.
Kullanılan ifadelerde kuşkusuz haklılık var, tam olarak Meclisin meslek şekillenmesinden haberdar değilim. Atalay, sanırım konuya vakıf olmalı ki böyle bir itirazda bulunmuş. Sorunla karşılaşmayan ya da yaşanılandan etkilenmeyen çözüme de katkıda bulunmuyor.
Bunu birçok farklı örnekte görmekte mümkün. Özellikle son dönemlerin Türkiye’sinde sıklıkla karşılaşılan manzaralar. Pazaryerinden 1 Kilo domates almayanların, hayat pahalılığından anlamadığı gibi…
Sorunun yalnızca “üç harfli” marketlerde görenlerde farklı olmasa gerek. Enflasyonun varlığını marketlerin sırtına yükleme gayreti de ekonomiden ne denli anlaşıldığını göstermekte. Her şey iç içe geçmiş durumda, kimin ne yapmak istediği anlaşılmıyor.
Benzeri durum sivil toplum kuruluşlarında da aynı seyretmekte. Sorumluluk üstlenmesi gerekenler sorumluluk almaktan kaçıyor. “Bana dokunmayan yılan” hikayesi her alanda yaşanmakta. Hatta bazen kendi alanlarında yaşanılan sorunlara da seyirci kaldıklarına tanıklığımız var. Moda deyimle son yılların Türkiye’sinde.
Bu durumu da en fazla işçi temsilcilerinde yani sendikalarda yaşamaktayız.
TÜRK-İŞ Genel Başkanı Ergün Atalay’ın mevcut siyasal yaşamla çok ayrıştığı söylenemez. Ayrışma bir yana yakın dostlukları bilinir, şehir efsanesidir AKP’nin kuruluşuna koyduğu katkılar anlatılır.
Atalay’ın iktidar siyasetçileri kurduğu ilişki o boyuttadır ki nerede ise ona sormadan iş yapılamaz desek abartmış olmayız. AKP Sakarya Milletvekili ve Genel Başkan Yardımcısı Ali İhsan Yavuz, başta olmak üzere hemen hemen her yapılan çalışma adına sunulan şükran ifadeleri, Atalay’a olan minnet ifadeleri durumu anlatır nitelikte.
Benzeri durum bakanlar nezdinde de aynıdır. Dolayısıyla Atalay, AKP Hükümetleri açısından değerli bir sendikacıdır. Ki bunu toplu iş sözleşmelerinde görüyoruz. Öyle ki o meşhur ve günlerce süren Ankara Güvenpark Tekel İşçileri eylemleri ve yaşanılanlar hatırlanırsa ne dediğim daha net anlaşılır.
Demem o ki sorun yalnızca Mecliste değil, hemen hemen her meslek grubunda. Sorunun yaşanmadığı alan yok desek abartmış olmayız.
Kimse üzerine düşeni yerine getirmiyor o sebeple bu sebeple. Siyasetin etkisinde kalarak ya da başka gerekçelerle, bir durum var ki herkes sorumluluk almaktan kaçınıyor. Böylesi bir tutumda hak arayışlarına yansıyor. Hayatın her alanında karşımıza çıkan bir durumdur. Emeklilik hakları, çalışanın ücret hakları gibi birçok sorun sahipsiz kalıyor.
Hal böyle olunca da başta emekliler ve çalışanlar olmak üzere derin mağduriyet yaşanmakta. Meseleyi çarpıcı bir örnekle tamamlamak isterim, son günlerde yoğun yaşanan bir gelişme var ki durumumuzu ortaya koyuyor.
Eski Türkiye diye bir tanımlama var günümüz AKP’li siyasetçilerde, o dönemlerde emekli maaşı asgari ücretin yüzde kırk fazlasıydı, bugün ise yani günün Türkiye’sinde emekli maaşı asgari ücretin nerede ise yarısı kadar.
Bu durumu sendika temsilcileri söylemediği gibi, mecliste de dile getirecek temsilci yok.
Bir örnek daha asgari ücret tespit komisyon raporu, bir dönem muhalefet şerhi konulmadan imza altına alındı. Yani işçi temsilcileri dahi imza koydu, bunu da gördük.