'BİRİ AKLIMIZI KORUSUN LÜTFEN!!!
Çünkü bizler yorulduk ve
artık onu bile koruyamayacak hale geldik maalesef' diyeceğim ama kim ya da kimler koruyacak aklımızı o da ayrı bir konu öyle değil mi!!!
Bu işi sigorta şirketleri mi devralsa acaba!
Onlara da yeni bir kapı çıkmış olur sonuçta.
Hoş,
O da ayrı bi masraf tabi biz vatandaşa.
....
Yaşanılmış tüm zamanlarda,
İnsanlar için her dönemin kendine özgü bir takım zorlukları,
Çıkmazları,
Darlıkları,
Mücadele edilmesi gereken durumları,
Kayıpları hep olmuştur,
Olacaktır da illaki elbet bundan sonra da ama şu içerisinde bulunduğumuz dönem nasıl bir dönemse artık öyle,
Kaygısız geçen bir tek günü dahi bizlerden esirger olmuş halde.
Bir bitmedi gitti şimdiki zamanın savaşı insanoğluyla;
Ne kadar çok alıp veremediği varmış meğer bizlerle.
....
Geçmiş kaygılarını özler mi insan!!!
Yadırgamayın lütfen ama,
Bir insan olarak,
Bir anne,
Bir eş,
Bir evlat,
Bir vatandaş,
Bu toplumun bir ferdi olarak,
Her türlü kimliğimle,
Geçmişteki kaygılarımı özlüyorum resmen şu son zamanlarda.
Ne kadar basit,
Aslında ne kadar da aşılabilir,
Ne kadar yıpratmacasız,
Kalbi yormayan,
Akıl kaçırtmayan,
Kanı beyne sıçratmayan,
Beyni kemirmeyen,
İşkence edercesine candan can koparmayan,
Ömrü tüketmeyen,
İnsanı sürekli olarak hesap kitap yapmaya ve mecburi bir hesaplaşmaya götürmeyen,
Olması gereken tipte ve olması gerektiği ölçüde kaygılarımız varmış meğer geçmişte.
Bilinememiş kıymeti kesinlikle!!!
Biri çıkıp da yıllar öncesinde,
"Dur bakalım!
Bugün bunlar daha bir şey değil.
Sen yıllar geçtikçe göreceksin kaygı nedir" demiş olsaydı şayet!..
İnanmazdık herhalde!!!
....
En başta,
Anne-baba olarak yaşadığımız kaygılar yetiyor da artıyor bile bize.
Farkında mısınız bilmem ama sizler de;
Doğumundan,
Ta ki yuvadan uçana dek,
Hatta yuvadan uçmuş olsalar bile,
Anne-babaların çocukları adına,
Tüm çocuklar adına duydukları kaygılar nasıl da boyut değiştirdi gün geçtikçe.
Ulusal ve uluslararası boyuta taşındı tüm kaygılarımız zaman içerisinde.
"Yarın ne pişirsem çocuklara acaba" diye basit basit düşünürken önceleri sadece,
Evinde tencere kaynatamayanları düşünmeye geldi konu önce.
Ardından da,
Salgındı,
Ekonomik krizdi,
Savaştı,
Değişen dünya düzeniydi derken,
"Bir süre sonra,
Yiyecek bulabilecek miyiz acaba"lara kadar vardı kaygı durumumuz resmen.
"Düşüp de bir yerini acıtmasa bari" diye telaş ederken çocuklarımız için,
Daha acıyacak çok yerleri olacağını hissetmek,
O acılara maruz kaldıkça nasıl bir ruh haline bürünebileceklerini tahmin edebilmek,
Acıları büyüdükçe,
Dünyaya bakış açılarının değişeceğini öngörebilmek ve tüm bunlara rağmen de,
Onları koruyabilmek için,
Bireysel olarak hiçbir zaman tam anlamıyla ve yeterince önlem alamayacağımızın farkında olmak!..
....
Çocuğumuz biraz büyüyüp de okul çağına geldiğinde,
Anne-baba olarak kendimize sürekli sorduğumuz,
"Bu çocuğun eğitim hayatını en iyi nasıl şekillendirsek acaba?" sorusu anlamını kaybedip,
Çok uzak geleceği ifade eder oldu birçoklarımız için.
Ortada şekil verecek bir şey kalmadı çünkü!
Artık,
Ne okullar okul gibi,
Ne de eğitim-öğretimin tadı var eskisi gibi.
Niteliksiz okulun bu kadar bol olduğu,
Niteliksiz öğretmenlerin (hakkıyla görevlerini yapanları ayrı tutarak söylüyorum tabi) okulları doldurduğu bir dönemde,
Çocuğu hangi okula verdiğinin,
Nasıl bir eğitim aldığının da bir önemi kalmıyor sanki.
Çocuklar okusa bir türlü,
Okumasa başka türlü.
Eskiden,
Okuyunca ne olacağın,
Nasıl bir donanıma sahip olacağın,
Okumadığında ise nasıl bir yol çizeceğin belliydi.
Şimdilerde ise,
Tüm meslek grupları itibarsızlaştırıldığı,
İçleri boşaltıldığı için,
Okuyarak bir yerlere gelmenin de,
Okumadan bir yerlere varmanın da anlamsızlaştığı bir dönemdeyiz.
Okullar,
Bireyi her yönüyle doldurmaktan,
Genel kültür oluşturmaktan,
Genel yetenekleri tespit etmekten de uzak olduklarından,
Bu yöndeki beklentilerimiz de ayrıca örselendi.
Üniversiteler dahil,
Her kademede,
Yavrularımızı nelerin beklediği belli.
Hayat boyu yapacakları mesleği öğrenecekleri yerler,
Biliyoruz ki sadece iş yerleri.
Çünkü üniversiteler, liselerin kampüsleştirilmiş hali durumuna geldi.
Binalar, binalar, binalar...
Dıştan dolu,
İçten içe kof kurumlar.
Ne yapacak onca çocuğumuz
Bunca gencimiz bilmem ki!!!
....
Sonra,
Çocukların büyüdüğünü,
Kendilerini kurtardıklarını görmek falan da,
Ciddi ciddi hayal gibi geliyor insana bu memlekette.
"Eli bi ekmek tutsa!",
"İyi bi yuva kursa!.." benzeri sözlerse,
İşte o geçmiş zamanlarda kalmış,
Zamanın analarının-babalarının duyduğu basit,
Tertemiz kaygıların en son hali.
Bizim oralara varabilmemiz epey zor şimdilerde.
"Çocuk tacize,
Tecavüze uğramadan,
Başına bir şey gelmeden,
Sağlıkla bir büyüse hayırlısıyla" düşüncesi ilk beklentimiz ve önceliğimiz.
Daha ilerisini görmeye çalışmak bile çok yorucu gerçekten de.
Büyüyünce bitecek mi peki!!!
Büyüyünce de dertlerin bitmediğini,
Boyut değiştirdiğini,
Başka bir hale büründüğünü yaşayarak öğrendik biz.
Büyüdüklerinde bitecek mi onlar için duyduğumuz endişeler bu durumda!
Hayır elbette.
Maalesef görüyoruz ki;
Gencecik evlatlarımızın yaşadığı kaygılar da ayrı büyük,
Bünyelerini çok çok aşan cinslerden hani.
O gencecik yavrucuklar da,
O yavrucukların kaygıları da bizim haliyle.
Onların geleceğini sürekli düşünüyor olmak,
Zaten başlı başına bizim için kaygı sebebi.
Yani bitmiyor,
Bitemiyor,
Sonu gelemiyor bir türlü.
Daha bunun,
"İyi bir insan olabilecek mi?",
"İyi insanlarla karşılaşabilecek mi?",
"İyi bir insan olsa, bu toplumda kendine yer bulabilecek mi?" diye devam eden,
Yanıtları beynimizi yakan soruların yarattığı kaygılar da gırla.
Memleketin,
İyi,
Dürüst,
İşini iyi yapan,
Bu memlekete fayda sağlamak için çabalayan,
Çalışkan insanları koyduğu yer de belli.
....
Gönül istiyor ki;
Güzelliklere uyanalım artık milletçe.
Güzel şeyler olsun,
Onları konuşalım,
Paylaşalım,
Yazalım,
Çizelim...
Ama nerede!
Tamam,
"İyi düşünelim iyi olsun" diye hepimiz kendimizi telkin ediyoruz sürekli de,
Bu karamsarlığa da pat diye düşmedik ya neticede.
Yaşanmışlıklar getirip koyuveriyor insanı karamsarlık kapısının önüne.
Çıkmak istedikçe de,
Yapışıyor boğazına boğazına insanın;
"Dur!..
Daha hesabımız bitmedi" dercesine.
....
Çocuklarımız üzerine olan kaygılarımızın tamamı bu kadar olmadığı gibi,
Bir insan olarak,
Bir eş,
Bir evlat,
Bir vatandaş olarak,
Bu toplumun bir ferdi olarak,
Başka başka kimliklerimizle yaşadığımız başka başka kaygıları yazamadım bile daha düşünün.
Yazık ki;
Ruh sağlıklarımız bozuluyor sonuç itibariyle git gide.
....
Evimizi sigortalatıyoruz;
Depreme,
Yangına,
Hırsızlığa
Su baskınına karşı.
Arabamızı sigortalatıyoruz;
Her türlü hasara,
Kaza,
Çalınma vb. risklere karşı.
Peki ya bunca zorlukla baş etmeye çabalayan ruhlarımız!!!
Günümüzde en çok ihtiyaç duyduğumuz şey ruh sigortası bence.
Haydi sigorta şirketleri,
Bir zahmet ruhlarımıza da bir el atın bari.
Daralan ruhlarımızı kaybedecek gibiyiz de böyle giderse.
....
'Ruh sigortasına gerek kalmadan, ruhlamızın feraha, aydınlığa çıktığı günleri görebilmek dileğiyle...'