Güzel ülkemizin güzel insanları özlediğimiz kar bir geldi, pir geldi. Tam bir karakış yaşıyoruz. Eskiden büyüklerimiz kışın şiddetli zamanlarına zemheri derlerdi. Yolda olanlar, kaza yapanlar, mahsur kalanlar, kar çilesiyle karşı karşıya… Hayat pahalılığı, ağır kış şartlarıyla birleşince vatandaş canından bezdi. Kar kimine eğlencedir kimine çiledir. 2022 kışı ise sefadan çok cefadır. Ülkemiz gündemi o kadar yoğunki fırtına, boran, tipideyiz. Her an yüklü gündeme yeni halkalar eklenmekte. Geçmişteki kayıplarımızı yâd ederken, Türk Sineması’nın efsane ismi Fatma Girik’i kaybetmek hepimizi üzdü. Duruşuyla, sanat yaşamıyla, topluma kattıklarıyla bir mavi gözlü dev daha aramızdan ayrıldı. Kar beyazdır ölüm şarkısındaki dizeler gibi, hayat sevincimizi baltalayan negatif gündemlerin sonu gelmiyor.

Geçtiğimiz günlerde ünlü sanatçı Sezen Aksu ‘’Şahane Bir Şey Yaşamak’’ isimli şarkısıyla hedef oldu. Tuhaf olan 2017 yılında bu şarkı çıkmıştı. Bir kesim ‘’Hz. Âdem ve Hz. Havva hakkında aşağılayıcı ifadeler kullandı.’’ Diye linç kampanyası başlattı. Nice insanda minik serçeyi ‘’Dini değerlere hakaret ve tahrik veya aşağılama suçunu işlediği’’ iddiasıyla şikâyette bulunup mahkemeye verdi. Diğer yandan büyük bir kesim de şarkı sözlerinin ifade özgürlüğü kapsamında ele alınmasını savunuyor. ‘’Ne İsa’ya ne Musa’ya yaranabilmek’ deyiminde olduğu gibi bir gailemiz yok. Benim merak ettiğim şu; kaç yıldır bilinen bir şarkı seçime bir kala neden patladı? Tam da faturalar, hayat pahalılığı, dış gündem, iç gündem alev alevken?

Elbette peygamberlerimize nahoş cümleler kurulmasın, lakin daha nahoş şarkılar, beyitler ülkemizde yıllardır söylenegelmişken, şimdi dil koparmakta nesi? Ortaçağda cadı avı vardır. Kişiye bir iftira atılır, ardından halk galeyana gelir, ortaya bir ip ya da kafa kesen keskin bıçak –ki adı giyotindir- onu koyarlar. Şimdi bu linçlerin bunlardan ne farkı var?

Sezen Aksu’nun sanat hayatı giyotine koyulmadı mı? Artık ekranlarda da zor görürüz gibime geliyor.

Gelelim bir diğer geçen günlerde gündemi sarsan Sedef Kabaş gafına… Tele 1 ekranlarında çıktığı programda kullandığı Çerkez atasözü sonrası, gece yarısı evinden alınıp tutuklandı. Malum ifadelerin hakaret olduğunu savunan bir kesim var ve yine karşıda ifade özgürlüğü kapsamında ele alınması gerektiğini savunanlar var. Ben programı izlerken konunun öncesini de izlediğim için ardından bu atasözü gelince ‘Eyvahlar olsun.’ Dedim. La Edri’nin meşhur sözü ‘Söz ağızdan çıkana kadar o senin esirin, çıktıktan sonra sen onun esirisindir.’ Aynen sözdeki gibi 22 Ocak’ta gece yarısı evinden alınarak Sedef Kabaş hakaret iddiasıyla tutuklandı. Burada sormak istediğim şu; kanala ceza ver veya yayını durdur, fakat bir atasözünden tutuklamak nedir yahu?

O zaman zamanında bir şiirden tutuklananlar mağdursa bu ne oluyor şimdi? Ülkemizde siyaset ve bürokrasi dili son yıllarda hiç olmadığı kadar hakaretamiz ifadelerle doldu. Bir kesim ‘Alçak, fetöcü, hain, terörist’ vs. derken bir kesim bu sözlerden birini kullansa, dahası ima dahi etse yakasına yapışılıyor, 1 yıldan 5 yıla kadar yargılanabiliyor.

En iyisi siz siz, biz biz olalım, mevcut ortamda ağzımızdan çıkanlara, klavyemizden kaydolanlara, kalemimizden yazanlara ‘ok yaydan çıkmadan’ çok dikkat edelim. Alimallah bir gece yarısı evden alınıp, karakışta, zemheri soğuk zindanlarda hapı yutarız anlayacağınız.

Rahmetli Süleyman Demirel’in meşhur bir fıkrası vardı lakin epey uzun. Bulursanız okuyun derim.

Başlığı ve ana fikri aynıdır. Bir cümleyle içinden geçtiğimiz dönemi nasılda güzel tasvir ediyor.

‘’Ananı öpen kadıysa, kimi kime şikâyet edeceksin?’’…