“ Deprem bilimci uyarır, deprem bilinci kurtarır.”
Bazı felaketler toplum hafsalasından hiç silinmez. Çünkü yeryüzünden tüm aldıklarıyla insan bilincine öyle derin kodlanır ki her o tarih geldiğinde yürekler aynı acıyı kalplerinde hissederler. 1999 17 Ağustos 03:02’de Gölcük Kocaeli merkezli 7,6 büyüklüğündeki Marmara bölgesini 45 saniye süren yıkıcı gücüyle vurdu. Değerli okurlar her yıl aynı kronolojik özeti bu acıyı unutturmamak için değil aksine deprem bilincini pekiştirmek ve deprem gerçeğini unutturmamak için biz yazarlar gündemde tutuyoruz.45 saniye ile ülkemizde yaşanan en uzun süreli deprem olarak kayıtlara geçti. Ölenler, yaralananlar, sakat kalanlar ile geriye tüm bu travmalardan ağır psikolojik hasar alan insanlar kalmıştı. Evsiz, aşsız, işsiz daha da korkuncu kimsesiz, çaresiz binler…..
Ayrıca yalnızca üç ay sonra 12 Kasım’da Kuzey Anadolu fay hattında Düzce merkezli 7,2 büyüklüğünde 30 saniye süren depremde nice canlar kaybedildi, aynı acılar tazelendi. Anadolu’da en eski çağlardan bu yana çok büyük yıkıcı depremlerin izini pek çok tarihi buluntudan arkeolojik verilerden öğreniyoruz. Zaten bilimin ivme kazandığı son yüzyıllara ait de kayıtlardan bu depremlerin belli aralıklarla vuku bulduğunu görmekteyiz. Bilimsel gerçekler jeolojik sismik veriler, bu doğa olayına karşı bizlere her zaman hazırlıklı olmamızı söylüyor. Sürekli bilim adamlarının uyardığı muhtemel bir İstanbul merkezli depremde beklenmektedir. Elbette yine tarihteki gerçekleşme aralıklarıyla verilerle sabit olan oluşum süreleri göz önüne alınarak bu değerlendirmeler yapılmaktadır. Anadolu, Asya, Avrupa kıtaları arasında fay hatları üzerinde doğal felaketlere gebe bir coğrafyada yer alıyor. Tüm ilime, bilime, veriye kafa tutan bir kesimde var ki her doğal felaketlerde kendilerince bir tezkir ifasıyla Allah’ın bu musibeti hak ettiğimiz için verdiğini yaygara ediyorlar. Oysa bu anlayış toplum sosyolojisini gerim gerim germekte, fay hattı ayrışmasını zihinlere monte etmektedir. En uçuk kaçık Harry Potter sahnelerini aratmayan şu acı dedikoduyu herhalde hatırlarsınız. Vay efendim sular altında kalmış tesislerde içki, zina gırlaymış, insanların sureti domuza dönmüşte dalgıçlar görüp çıkartmamışta, topluma pompalanan bu kuyruklu yalanlarında maalesef inananı da çoktu. Bazı oluşumların safına insanları çekmek için bu söylemleri yaydığında şüphe yok. Saçmalıklardan ziyade bana şu teori akla yatkın geldi. Meraklı araştırmacı okurlarımı Haarp Nikola Tesla nedir diye araştırmasını öneririm. Sırp asıllı mucit elektiriğin babası Amerika’da garip bir şekilde öldürülen tüm çalışmaları FBI tarafından el konulan bu bilim adamının hayata geçirilen bildiğimiz ya da henüz farkında olmadığımız pek çok icadı geliştirildi. Haarp dünyada bilinen jeolojik sismik hareketleri ateşleyebilen bir makine ve İsrail merkezli ülkemiz üzerinde Gölcüğe getirilip denenmiş olma ihtimali daha akla yatkın geliyor. Bu konuda kaynak göstererek bunu destekleyen araştırmacıların yazılarına erişebilirsiniz. Fantastik hikayelerden çok aslında dünyanın STAR WARS misali bilimsel çatışmalara sahne olduğunu idrak edeceksiniz. Topluma hurafe pompalayanların ilk emri “oku” olan bir dinden sizleri soğutmasına izin vermeyiniz. Emin olun onlar okumamış cahiller olarak topluma, ülkeye en büyük zararı veriyorlar. Kendiyle çelişkilerine ne güzel cevaptır. “İlimle geçen bir gece ibadetle geçen bin geceden hayırlıdır. Hz. Muhammed (s.a.v)”