İlkbaharın son günlerini yaşarken Anadolu’da yaylaların canlanmaya başladığına tanıklık etmekteyiz. Doğudan batıya yayla göçleri ayrı bir heyecandır. Yayla, özgürlük tutkusu verir insanlara.

Yüzyıllardır hiç değişmeyen bu tutku Türk sinemasında da kendine yer bulmuştur. Özcan Alper’in “Sonbahar” ve Yeşim Ustaoğlu’nun “Bulutları beklerken” filmlerinde yayla; bireyin içindeki bunaltıdan kurtulma mekanı olarak sunulmuştur.

Yayla göçleri ayrı bir heyecan ve sevinç kaynağıdır yöre insanı için. Üretme duygusu yaylanın temiz havasında daha bir anlam kazanır. Ritüellerle zenginleşir.

Doğu Karadeniz bölgesinin Gümüşhane, Trabzon ve Giresun illerinde yaşayan Çepni boylarının her yıl yerine getirdikleri bir ritüel olan “odcu göçü” bu ritüellerin en bilinenlerinden biridir.

“Odçu Göçü” yöre insanının; akıp giden sesi, sözü, kelamı, söz dağarcığı, belleği, hatıraları ve de aynasıdır. Zamanın başka bir hızla aktığı, aşkların savaş sebebi sayıldığı, gecelerin daha uzun sürdüğü, yolların bitmek tükenmek bilmediği, sesin söz olduğu zamanların günümüze mirasıdır “odçu göçü”.

Odcu Göçü; Doğu Karadeniz’deki üretim ilişkilerinin hayata yansıtıldığı bir ritüeldir. Sahilden zirveye doğa; ayrılmaz bir bütün olarak yaşanır buralarda. “Yayla” ve “Cenik” kavramları gerek sahil yerlerde gerekse zirvelerde yaşayan köylüler için vazgeçilmez bir tutkudur.

Kış mevsimi ve ilkbaharın sonlarına kadar alçak yerlerdeki köylerinde kışlayan yöre halkı havaların ısınmasıyla birlikte; hem hayvanlarını daha özgür bir ortamda otlatmak hem de köydeki arazilerinin daha rahat işleyebilmek için yaylaya çıkar.

Buralarda yayla göçü özel bir heyecanla şenlik ortamında gerçekleşir. Yaylaya temiz çıkmak bu ritüelin en vazgeçilmezlerindendir. Bu yüzden yaylaya çıkmadan önce hayvanlar deniz kenarında veya derelerde yıkanır. Çocuklara yeni elbiseleri giydirilir. Hayvanlar yayla çiçeklerini andıran özel dokunmuş örtü ve püsküllerle süslenir. Kadınlar doğanın bir parçası gibi duran yöresel kıyafetlerini giyer. Yol için azıklar hazırlanılır, kemençe eşliğinde horon edilerek göç gerçekleşir.

Göç olayı bütün köyün katılımıyla aynı anda gerçekleşir. Çoğu zaman komşu köyler aynı takvim uygular. Böylece Trabzon, Gümüşhane ve Giresun’un birbirine yakın ilçeleri zirveye yakın buluşma yerlerinde bir araya gelerek şenlik yaparlar. Bu şenlik ve buluşmalar, gençlerin de birbirlerini tanımaları için doğal bir fırsat oluşturmaktadır.

Her yaylaya çıkış özel bir heyecanla gerçekleşse de, “Odcu Göçü” genelde Doğu Karadeniz’in en zirve yaylalarıyla özdeşleşmiştir. Giresun, Gümüşhane ve Trabzon’un ortak sınırlarının zirvesi olan Sisdağı’na ve Trabzon - Gümüşhane sınırının zirvesi Kadırga yaylasına yapılan göçler tam bir görsel şölen oluşturmaktadır.

Sisdağı ve Kadırga zirvelerine göç için Trabzon Beşikdüzü ilçesinde sahilde deniz suyu ile yıkanan hayvanlar ve yaylacılar özel bir törenle uğurlanır. Giresun’un Eynesil, Görele ve Çanakçı ilçelerinde de benzer hazırlıklar yapılır. Gümüşhane’nin Kürtün ve Torul ilçelerinde ise Harşıt çayını oluşturan derelerde hayvanların temizliği yapılır. Bu ilçelerin tamamında hemen hemen aynı takvimde göç başlar.

Kadırga ve çevresindeki obalara yapılan “Odcu Göçü” ise bölgede herkesin buluştuğu tam bir görsel şölen. Bir taraftan Trabzon’un, Şalpazarı, Vakfıkebir, Beşikdüzü ve Tonya gibi ilçelerinden diğer taraftan Gümüşhane’nin Kürtün ve Torul ilçelerinden bu göçe katılım gerçekleşir.

Yaylalarda evleri olmamasına rağmen sadece bu göçü izleyip, havasını solumak için “Odcu Göçü” bahanesiyle binlerce kişi şenlik alanında toplanır. Son dönemde bu şenliğe büyük kentlere göç edenler de katılmaya başlamış, “Odcu Göçü” şenliklerinin gerçekleştirdiği alanlar, gurbetle sılanın buluşma noktası olmuştur.

Şenliğe “Odcu Göçü” denmesinin bir sebebi de bu şenlikler sonrası doğan aşklar ve kız kaçırma olayları olsa gerek. Yörede “Odcu Göçü”ne “Otçu Göçü” de denmektedir. Ritüeli bu şekilde tanımlayanlar etkinliğin yöredeki tarımsal üretimi kolaylaşması için yapıldığı tezini savunmaktadır.

Küreselleşen dünyada kırsal alandan kaçışın geride bıraktığı izleri ve hızla yok olmakta olan üretim kültürlerini kutsayan “Odcu Göçü”; binlerce yıllık bir geleneğin yansımasıdır. Son dönemde büyük kentlere göçün artmasıyla birlikte değişim gösterse de hala eski izlerini görmek mümkün.

Daha çok kazanç hedefleyerek, daha iyi bir hayat yaşama amacıyla kendi topraklarından uzaklaşanların büyük kent içinde pek de huzur buldukları söylenemez. Bu insanların huzuru; “Odcu Göçü” bahanesi ile köklerinin bağlı olduğu topraklardaa arıyor olmaları uzaktan bakıldığında mutluluk gibi görünse de gizli bir hüzündür.

Yayla yolunda gerçek yaylacıların “Odcu Göçü”ne katılmak için gurbetten gelenler arasında azınlığa düşmeleri traji-komik bir durum oluşturmaktadır.

Her şeye rağmen direnen ve binlerce yıllık etkinliği sürdürmeye çalışanların oluşu kaybolmakta olan üretim kültürü için bir umuttur diyebiliriz.