İnsanoğlu taş üstüne taş koymayı binlerce yılda öğrendi. Bilginin tecrübeyle birleşimi sonucu toprağı işleyerek üretim yapmaya başlaması ise on binlerce yıl süren bir zamana yayıldı. İnsanlık tarihine göz attığımızda üretimin çeşitlenmesi ve sanayi devrimine geçiş daha dün sayılır.

Üretimin çeşitlenmesi ve sanayi devriminin hızlanması ile birlikte bireylerin egemen güce karşı hak arayışları sonuç vermeye başladı. 19. Yüzyılın sonları yaklaşırken kölelik tarihe karışırken işçi sınıfı toplumdaki yerini aldı.

Alman sinemasının en önemli yönetmenlerinden olan Avusturya asıllı Fritz Lang’ın “Metropolis” filmi sessiz sinemanın en önemli örneklerinden olduğu kadar ilk bilim kurgu filmler arasında yer alması bakımından önemlidir.

Metropolis filminin teknik özellikleri bir yana beni ilgilendiren yönü içeriği ve de mesajıdır. Filmde; sermayenin köleleştirdiği işçi sınıfının isyanı sonucu üretimin tehlikeye girmesi sermaye sınıfını mantıklı olmaya zorlar. Yapılan anlaşma sonucu haklar teslim edilirken üretim yeniden başlar. Burada sermaye sahibi beyin, el emek, kalp ise adaleti simgeleyen birer öge olarak yansıtılır.

Metropolis filmi; (üreten) işçi sınıfı ve yöneten (sermaye sahibi) olmak üzere iki sınıfa bölünmüş insanlığın dramını yalın bir dille perdeye aktarmıştır. İşçi sınıfı yer altında üretim yaptıkları makinelerle yaşamaya mahkum edilmiş, yeryüzüne çıkışları yasaklanmıştır. Yönetenler ise yeryüzünde zevkü sefa içindedir.

Her şey bu sistemin yürürlükte olduğu adaletsizlik içinde devam ederken, hayatlarından oldukça memnun olan yönetici sınıfın düzenine çomak sokan bir gelişme olur. Yönetici sınıfından birinin oğlu işçi sınıfından genç bir kıza aşık olunca sistemin çürümüşlüğü günyüzüne çıkmaya başlar. Olaylar gelişir ve vicdan devreye girerek orta yol bulunur.

Vizyona girdiğinde büyük yankı uyandıran Metropolis filmi Alman sinemasına ve yönetmen Fritz Lang’a itibar kazandırır.

Sonra ne olur?

1. Dünya savaşını kaybetmenin ezikliğini yaşayan Alman toplumu Hitler’in ırkçı söylemlerini kurtarıcı reçete gibi görüp onu iktidara taşır. Tehlikenin farkında olan aydınlar arasında Fritz Lang da vardır. Hitler’in iktidara geldiği günün hemen ertesinde kendisine önerilen Alman Sinemasının başına geçmesi teklifinin cazibesine kapılmaz ve de eşinden ayrılma pahasına yurt dışına kaçar.

Sonuçta sanatçı ve aydınların kaygıları gerçeğe dönüşür. Irkçı Hitler’in yönettiği Almanya dünyanın başına bela olur ve büyük acıların yaşanmasına sebep olur.

Metropolis filminde anlatılmaya çalışıldığı üzere gelişim için akıl, emek ve adalete ihtiyaç vardır. Adaletin olmadığı yerde üretim kültürü gelişmeyeceği gibi mevcudu da yok olmaya başlar.

Emekçilerin bayramı 1 mayıs kutlu olsun