Yaşadığı sürece,

Çocuklukta çocuk aklıyla,

Gençlikte,

Damarlarından akan o deli kanın bilinçsizce dürtmeleriyle,

Orta yaşta sinsi bir arzu,

Yaşlılıkta ise belki son bir heves,

Son bir nefes ile kıskanır insan;

Kendinde olmayıp da başkalarında bolca olanı.

Bir yerlerdeki varlık,

Başka bir yerlerdeki yokluğun,

Yoksunluğun yarası olur çoğu zaman.

Kimi vakit paradır kıskançlık konusu olan,

Kimi vakit mevki,

Makam,

Kimi vakit de,

Hayat boyu karşılanamamış sevilmek,

Sevmek ihtiyacıdır kıskançlığı yaratan.

...

Hayatım boyunca,

İçime doldurduklarım,

Hayatıma eklediklerim,

Anılarıma kattıklarım,

Anlarda yaşadıklarım,

Biriktirdiklerim,

Eksilenlerim,

Yaşanamamışlıklarımla o kadar çok çoğaldım ki ben,

Benden fazlasını yaşayabilenlere takılmak geçmedi bile hiç aklımdan.

Ta ki o güne kadar!

...

Garip şeymiş ama şu kıskançlık gerçekten.

Mideye zarar,

Kafaya ziyan,

Kalbe dokunanmış meğer.

İnsanın içinde yer edindikçe,

İnsanın içine işledikçe,

İnsanın her anını esir alabiliyormuş meğer.

...

Çok kıskandım çok!

Bu bir itirafsa şayet,

Hiç gocunmadan,

Yüzüm hiç kızarmadan,

En ufacık,

Zerre kadar dahi rahatsızlık duymadan söylüyorum bunu;

Ebru SARISOY ŞAHAN...

Çok kıskandım sizi,

Hem de çok.

Üstelik de hiç tanımadan.

...

'Sessizce uzandım o kan kırmızısı koltuğa.

Sükunetim,

Damarlarımla buluşan iğne ucu ile bozuldu bir anda.

Şırınganın ucunda yer alan tüpe aktı tüm düşüncelerim.

Üç tüp kan ve dolu dolu üç tüp düşünce...

Düşündüm ve düşledim iliklerime kadar;

'Kiminle kardeş olacağım!' diye.

Bir gün...

Belki yarın,

Belki de yıllar sonra çalacak telefonum.

Karşıdan yükselen umut dolu bir ses dolduracak kulaklarımı.

"Şuan,

Sizinle yeniden doğacak bir ömür var" diyecek o ses.

Kim bilir!..

Belki küçücük bir yavrunun kocaman umudu olacak iliğim.

Belki bir annenin yarınlarında,

Çocuklarına duyacağı fazladan üç beş yıl sevgisi olacağım.

Belki de bir babanın evlatlarına bağışlanmasının adı olacağım.

Ne mutlu bana...'

...

1982 yılında,

Ağustos ayının 21. günü,

İzmir' de dünyaya geldi Ebru SARISOY ŞAHAN.

Anne baba ayrı bir ailenin,

Tek çocuğu olarak çizilmişti onun kaderi.

Fakat bu ayrılık,

Yalnızca bir tanımlama olarak yer etti onların hayatlarında.

Ayrılığa rağmen aile olabilmeyi başarabilenlerdendi çünkü onlar.

En güzel anlarında da,

En zor zamanlarında da birlikte olabilmek atmıştı belki de,

Bugün Ebru' daki hayat ile,

İnsan ile olan bu kuvvetli bağın temelini.

Mutlu çocuk,

Gelecek yıllarda da mutlu birey demek değil miydi nihayetinde!

Ve o mutlu çocuk,

Ne mutlu ki,

Bugünün duyarlı bir bireyi olarak bir başka hayata dokunabildi işte.

...

Kendisi ile aynı şirlette çalışan bir arkadaşının,

Yedi aylık dünyaya gelen yavrusu Mavi Ece bebek,

Hemofagositik Lenfohistiyositozis (HLH) ile açmıştı gözlerini hayata.

Nadir görülen bir bağışıklık sistemi hastalığıydı HLH.

Şirket olarak başlattıkları kök hücre ve ilik donörü kampanyasıyla başladı Ebru SARISOY ŞAHAN' IN ilik kardeşliğine giden yolculuğu.

İğne fobisi,

Damarlarının çok ince yapıda olup kan alınmasının hayli zor olması,

Kendi dünyasında yaşadığı türlü türlü korkular,

Asla ve asla bu yolcuğa engel olamazdı.

Çünkü söz konusu olan,

Hayatın daha en başında,

Hayata tutunabilmek için diğer bebeklerden çok daha farklı sebeplere ihtiyacı olan minicik bir yavruydu.

Sorguya,

Suale,

Ölçüp biçip tartmaya hiç de yer yoktu hayatın bağzı noktalarında.

Ve Ebru için de,

O vakitlerden biriydi işte.

Sorgusuz,

Sualsiz,

Gözünü bile kırpmadan üç tüp kan verdi Ebru;

Mavi Ece bebeğe umut,

Anneciğine hayat olabilmek adına.

Maalesef ki,

Tüm çabalara rağmen,

Altı ay boyunca,

Her gün kan ve trombosit desteğiyle hayata tutunduğu kısacık yaşamıyla,

Yaşamdan koptu gitti Mavi Ece bebek,

Bir yıl önce,

İşte tam da bu zamanlarda.

O,

Bu hayattan göçüp giderken,

Kendi vesilesiyle kocaman kocaman umutlar bırakmıştı,

Kendisi gibi ilik bekleyenler için arkasında.

Santimetrelerle ifade edilen o minicik bedeni toprakla buluşurken,

Geride bıraktığı şey,

Öyle boyundan büyük,

Öylesine büyüktü ki.

...

Ebru' nun,

Mavi Ece bebek için kan vermesinin üzerinden yaklaşık dokuz,

On ay kadar geçmişti.

Bir gün,

Bilmediği bir numaradan gelen o arama,

Hiç bilmediği bir hayata ömür olabilmek adınaydı.

Gelen aramada,

Karşıdaki yetkilinin sorduğu,

"Hala donör olmak istiyor musunuz?" sorusunun cevabı,

Hiç tereddütsüz,

"Bu soru değil,

Ne zaman geliyorsunuz?" olmuştu Ebru için.

15 yaş üzeri,

Erişkin,

AML hastası bir erkekti iliklerinin buluşacağı beden.

Ve hastanın durumu çok aciliyetli olduğundan,

En kısa sürede işlemlerin başlaması gerekiyordu.

Yine vakit,

O vakitti;

Sorgusuz,

Sualsiz,

Ölçüp biçip tartmadan,

"Ben" kısmını hiç düşünmeksizin,

Başka bir cana can olabilmek...

Zaman kaybetmeden tüm tetkikler,

Taramalar yapıldı.

Gerekli doğrulamalardan sonra da aşılama takvimi belirlendi.

Altını bolca çizerek,

"Donörün sağlığı çok çok önemli" diyen Ebru SARISOY ŞAHAN,

Tüm bu süre zarfında,

İyi beslenme ve

sağlığını olumsuz etkileyebilecek her şeyden uzak durma yönünde,

Oldukça hassasiyet ve büyük bir çaba gösterdi.

Ve umudun gerçekle buluştuğu o gün geldiğinde,

Nakil işlemleri gerçekleştirildi.

Bir hayat,

Başka bir hayatın ellerinde,

Başka bir hayatın ilikleri ile yeniden şekillendi.

İşlemler sonunda,

Sağlık Bakanlığından aldığı ve Ebru' nun,

"Ömre bedeldi" diye nitelendirdiği plaket,

Aslında Ebru ile ilik kardeşi arasındaki bağın simgesiydi.

Ve daha da güzeli,

Mavi Ece bebeğin annesi Sinem Kurs' un,

Tüm bu süreçler sonunda,

Islak ıslak gözlerle,

Arkadaşı Ebru' ya sıkı sıkı sarılıp,

"Mavi Ece bebeğin yukarıdan tüm olup bitenleri izlediğini ve gülümsediğini" söylemesiydi.

...

Evet...

Hepimiz,

Sen,

Ben,

O...

Üç tüp kan verip,

Sorgusuz,

Sualsiz,

Sonuna dek aynı kararlılık ve duyarlılıkla bir ömre umut oldukça,

Mavi Ece bebek yukarıda bir yerlerde,

Bizleri izlemeye,

Yüzündeki o tatlı,

O çok anlamlı,

O masum tebessümüyle gülümsemeye devam edecek bizlere.

Haydi insanlık!..

O vakit,

Elimiz vicdanlarımızda,

Üç tüp kan ve sonrasıyla,

Mavi Ece bebeği sonsuza dek gülümsetmeye koşmaya...

...

"Kıskançlık damarlarımızın, hayatlara fayda sağlayabilmek adına çılgınlar gibi atması,

Ebru SARISOY ŞAHAN gibi yüreklerin bir bir artması ve iliklerimizin başka hayatlara yeniden ömür olabilmesi dileğiyle..."