Eski eşi diye tabir edilen ve bana göre hiçliği bile hiç hak etmeyen o adamın açtığı,
Yavrucuğuna veda etmesine sebep olan,
O her anlamda,
O her türlü kocaman yarasını tutup da,
Eli boğazında,
Kanlar içerisinde,
"Ölmek istemiyorum" diye bağırdıkça,
Ben nefes almaya çalıştım. Olmadı...
Nefesimi tuttum.
Olmadı...
Yutkunamadım.
Olmadı.
Yutkundum.
Yine olmadı.
...
O yavrucuk,
Anneciğinin kanlar içerisinde kalmış yüreğinden tutup da,
Bir daha onu göremeyecek olmanın,
Bir daha dokunamayacak,
Koklayamayacak,
Onu yaşayamayacak olmanın verdiği kaygı ve acıyla,
Annesinin gözlerinin içine baka baka,
"Ölmeee,
Anne ne olur ölmeee" diye diye feryat ederken,
İçim yandı,
Yandı,
Yandı...
Yangınım geçmedi.
'Az nefes alayım,
Daralıyorum' deyip açık havaya çıktım.
Dışarıdaki hava bile ciğerlerimi doldurmaya yetmedi.
...
Kadın,
Eş,
Eski eş,
Evlat,
Namus,
İnsan,
İnsanlık,
Yaşam,
Yaşama hakkı,
Güven,
Güvenlik gibi çok temel kavramları bile henüz kafasında oturtamamış bir adamın,
Güvenlik görevlisi olarak çalıştığını okuyunca,
Evladının annesinin boynuna vurduğu o ayrılık darbesinin üzerine,
Bir de elini kolunu sallayarak mekandan ayrıldığını görünce,
Öfkemi nasıl kontrol edeceğimi bir an bilemedim.
Gözlerimi kapadım.
Bitmedi...
Dişlerimi sıktım.
Dinmedi...
Yumruk yaptığım elimde, Tırnaklarım etimi deldi geçti.
Öfkem geçti mi!
Geçmedi...
...
Ey erkek dediğimiz varlık...
Şunu asla unutma!!!
Namus dediğin şeyin bir kimliği,
Cinsiyeti yok asla.
Kadın denen varlığın,
Ne bedeninde namus,
Ne etinde,
Ne de eteğinde.
Ama ille de bir şeye,
Birine ait olsun istiyorsan şayet,
Namus dediğin şey asıl,
Senin o bir türlü sahip çıkamadığın zihninde.
...
"Bir daha böyle bir yazı yazmamak dileğiyle..."