Yıllar önce Wirginia Wollf’u “Kendine Ait Bir Oda” kitabı ile fark etmiştim.

Wirginia kitabında erkek egemen bu dünyanın zihinlerde yaratıldığını ve bize dayatıldığını söylüyordu.

Bir şeyi ne kadar çok kişi ne kadar baskın bir dille söylerse, zamanla o şey bir doğruya dönüşüyor.

Oysa bu bir doğru değil, bir dayatmadır. Dünya’ya erkeklerin egemen olduğu, kadınların ise sadece onlara yardımcı hatta onların görevlisiymiş gibi yansıtılması büyük bir yanılsamadır.

Kadın isterse her şeyi başarır.

Yıllar önce Afife Jale’ye yapılan baskıları, sırf kadın olduğu için tiyatro oynayamayacağı hatta yazamayacağına yönelik davranışları düşünüyorum. Ve Wirginia’nın “kadının varlığına katlanamayan zihniyet; elbette onun yazmasına, okumasına, düşünmesine de karşıdır” cümlesinde aklıma hep Afife düşüyor. Kadının varlığına o kadar tahammülleri yoktu ki Afife’nin tiyatroda özgürce oynamasına, yazmasına şiddetle karşı çıktılar.

Hatta öyle boyutlara taşıdılar ki bu dayatmalar Afife’nin hayatına sebep oldu.

Eskide kaldı artık bunlar demeyi ne çok isterdim.

Bu yılda ve bu çağda hala kadın üzerinde baskı ve hüküm sürülmeye, cinsiyet ayrımcılığı yapılmaya çalışılıyor.

Hala sen kadınsın iki adım geride dur bakalımlı bakış açısı bazı platformlarda alttan alttan, bazı platformlarda ise baya gür sesle veriliyor.

Hala, kadınların araba kullanması veya araba hakkında bilgi sahibi olması, futbol sevmesi veya izlemesi kadar basit olaylar çok imkansız, çok enteresan veya çok ciddi bir durummuş gibi karşılanıyor.

Hala, kadınlar korunmaya, kollanmaya ihtiyacı olan zayıf ve basit canlılar olarak görülmeye devam ediliyor.

Çünkü hala, kadının evinde çocuk bakması, temizlik yapması, toplumda bir yerinin olmaması dayatılıyor. Boşanması kat-i suretle yasak, çalışıp kendi kendine yetebilmesi ise çok ayıp.

Kadının kahkaha atması da günahtı di mi hala?

Hayır diyen kadın ya şiddete uğruyor ya da cinayete davetiye çıkartıyor.

Ya da bir kadın gülümsemesiyle veya giyimiyle davetkar olabiliyor.

Ben bu yazıyı yazarken Türkiye’de 73 kadın öldürüldü.

Sayısını bile bilmediğimiz kadınlar dayak yiyor, tecavüze uğruyor ama susuyor.

Çünkü,

Televizyonlarda hala şiddetin meşru, erkeğin kral olduğunu seyrediyoruz.

Sözleriyle bir topluluğu etkileyen insanlar hala kadını “sen dur bakayım hele” ile ötekileştiriyor.

Kadınlar hiç kimsenin eşyası değildir.

Kadın, bir insandır ve özgürdür.

Kadın, hiç kimseye muhtaç değildir.

Tek muhtaç olduğu kudret, zaten damalarındaki asil kanda mevcuttur.

Dolayısıyla; bir erkeğin gölgesinde veya kanatları altında olmadan yaşayamayacağımız fikrini kafalarınızdan da zihinlerinizden de atsanız artık ne güzel olur.

Kadın, bir insandır ve pek tabi kendi kendine yetebilir, kendi kararlarını verebilir ve kendini koruyabilir.

Kadını korumaya çalışma bahanesiyle kıskaç altına almak yerine, adalette gereği düşünülüp gereği yapıldıktan sonra, çok da fazla sorun kalmaz ortada.

Bir kravatla iyi hal indirimi alınmasa mesela.

Ne adil olurdu di mi?

8 Mart Dünya Kadınlar Günü vesilesi ile Canım Wirgina Woolf’u, Sevgili Maya Angelou’yu yazdıkları eserlerden birer satır ile anıyorum…

“Bir kadın, ne zaman kendi sesini duyurmak içi ayağa kalksa, planlamamış bile olsa, tüm kadınlar için de ayağa kalkmış olur. Maya Angelou”

Ve Wirginia;

“Para kazanın, kendinize ait bir oda ve boş zaman yaratın. Ve yazın, erkekler ne der diye düşünmeden yazın.”

Tüm kadınlara sevgilerimle.