“Sanayileşme artmalı. Bir şehrin yüzölçümünün yüzde 3’ü kadar sanayileşmesi gerekiyor ve Sakarya’da bu gelişme yüzde 1’e bile ulaşmadı henüz.” Sözün sahibi SATSO Başkanı Akgün Altuğ. Açıklamaları okuyunca dikkatimi çekti, özellikle sanayileşme oranlarına dikkat kesildim. Oysaki sanayileşmede bir hayli yol aldığımızı düşünüyordum, düşünmenin ötesinde şehri sanayi üzerinden tarif ederdim.

Sanayi şehrimi, tarım şehrimi ayrımı vardır ya yıllar boyu tartışılan cevap hep sanayi şehri olmuştur. Altuğ’un verdiği oranlar ise tam aksi sanayi şehri olmadığımızı gösteriyor. Dahası ne olduğumuzda belli değil.

Verimli tarım arazilerine sahip olmamıza rağmen ekilebilir tarım alanı oranı da çok düşüktür. Tarım şehri olma özelliğimizi de kaybettik. Bir dönem ülkenin tahıl silosu olan, pancar üretiminin önemli bölümünü karşılayan, marka değeri olan Adapazarı patatesi ile öncü olan şehir tüm tarımsal özelliklerini kaybetti. Ekilebilir araziler, son yıllarda ki tarım girdilerinin yaşadığı olağan dışı artışlar ile ekilemez oldu. Tarım şehri olma kimliğimiz de maalesef yok oldu.

Birçok turizm değeri olmasına karşın, turizm şehri adı da verilemez. Karadenizine kıyımız olmasına karşın, deniz turizminden pay aldığımız asla söylenemez. Örneğine rastlanılmayacak Acarlar Longozuna sahip olmamıza rağmen, gidip görmeyen bu şehirde yaşayan birçok yurttaşımız vardır, değil ülke yurttaşının tanıması, gezmesi. Eldeki değerleri işlemeyi bilmeyen, yönünü tayin edememiş bir anlayış ile yol almaya çalışıyoruz.

Sapanca Gölü diye marka değeri yüksek bir değerin var, yerli turizm bir tarafa yabancı turizmin ilgisini çekebilecek nitelikte, gel gör ki bu hususta da atılmış tek adım yok. Son yıllarda Orta Doğu’nun içinde bulunduğu durumdan ötürü, bölge vatandaşlarının ilgi odağı oldu. Meselenin bu tarafı da çok sağlıklı işliyor mu tartışılır.

Doğal yaylaları, doğa yürüyüş parkurlarına uygun orman alanları olmasına karşın, turizm hizmetine sunulmuş tek alanımız yok. Dereleri ile yaşanılan doğa harikası zenginlik atıl ve kullanımdan uzak bir durumda.

Sakarya nehri şehrin nerede ise içinden geçmekte, bir dönem kano sporu ile anıldı maalesef sözden öte bir durum yaşanmadı. Eskişehir porsuk çayından turizm değeri elde etti, hafta sonları turlar ve yer bulunmayan otelleri ile markalaştı.

Meraklısı ve ilgilisi hafta sonu sabahları kent meydanı önünde bekleyen tur otobüslerini tespite gitsin.

Öğrenci sayıları üçlü rakamsal hanelerle izah edilen iki devlet üniversitesi olmasına karşın, öğrenci kenti asla denilemez. Öğrenci kenti nedir diye merak edenler de Eskişehir’i gidip gezsinler. Öğrenci ile şehri buluşturma ve birlikte yaşayabilmeyi de sağlayamadık.

Kimliği ve yörüngesi belli olmayan bir şehiriz, hepsinden birer parça barındırıyoruz onu da beceremediğimiz ortada.

Her konuda marka olmanız bir anda çok zor, bu şehirde stratejik planlama yapılıyor mu?

Yapılıyor ise kimler ile nasıl yapılıyor?

Şehri yönetenlerin acilen siyaseti bir tarafa bırakıp, şehrin dinamikleri ile bir araya gelip istişare ederek , şehrin makus talihini değiştirme adına başlangıca imza atmaları gerekiyor.

Altuğ’un işaret ettiği rakamsal değerler ne olduğumuzu gösteriyor. Sanayi kenti değiliz, tarım kenti de değiliz, turizm kenti de olmadığımız ortada, öğrenci kenti olma imkanımızda yok, peki bu durumda bizim için öne çıkan değerimiz ne, bu şehrin marka değerini kim oluşturacak?

Var olan değerlerimize sahip çıkmak önceliğimiz olmalı.

Savrulmuş gidiyoruz, nerede duracağımız da belli değil.