Hata. Her zaman daha yüce amaçlar uğruna yapılması normal görünen, ancak ilk yapılışında acımasızca eleştirilere maruz kalmamıza neden olan davranış.
İnsanların hata yapabilme potansiyeli çok yüksek, bu su götürmez bir gerçek. Gerek tecrübesizlik, gerek krize müdahale konusundaki bilgi eksikliği, gerekse davranışın sonuçları hakkında ayrıntılı düşünmeme bizi kolaylıkla hataya sürükleyebilir. Bu o kadar doğal gerçekleşir ki, olay geçip gittiğinde, sonuçları bizi etkilemeyi bıraktığında bile hep o anı düşünerek olayın hata yapmadığımız bir sürümünü zihnimizde evirip çeviririz. Sürekli bundan bahsederek, uykularımızı kaçırmasına izin vererek veya rüyalarımızda görerek olaydan kurtulmaya çalışırız.
Hata yapmak yaştan bağımsız olmakla birlikte, yaş ilerledikçe tecrübeye bağlı olarak azalması beklenir. Gelişim aşamalarını gözden geçirdiğimizde ergenliğin sonlarına kadar olan süreç insanın hata oranının en yüksekte seyrettiği dönemlerdir diyebiliriz. Bu yaşlarda bilişsel ve bedensel büyümenin getirdiği birtakım krizler kişiyi hata yapmaya fazlasıyla açık hale getirir. Bu durum ise –her şeyin ucu da buraya çıkıyor- sosyal medya kullanımının artmasıyla daha çok gözler önüne seriliyor. Yani, 9-10 yaşlarında bir çocuğun sosyal medyada yer edinmesinden yirmili yaşlarına kadar düzenli aralıklarla paylaşım yaptığı hesap edilirse geçirdiği aşamalar, krizler, fikirlerinin değişimi rahatlıkla gözlenebilir. Bir sosyolog veya psikolog bunu somut gözlem aracı olarak kullanabilecekken diğer sosyal medya kullanıcıları çocuğun/ergenin yaşantılarını alay malzemesi olarak görmeyi tercih ediyor. Sanki herkesin fikirleri son derece mantıklı da sadece bir çocuğunki hatalıymış gibi… Böylece çocuk, yeterlilikleri belli olmayan rastgele bir topluluktan aldığı eleştiriler sonucu kendi fikirlerinden vazgeçerek kabul edilebilir olana yöneliyor.
Bu satıra kadar bahsettiklerim gözden uzak, kendi halinde yaşayıp giden çocuklarla ilgiliydi. İnternet kullanımı kontrol altında tutulabilirse çok da tehlikeli bir durum oluşabileceğini düşünmüyorum. Ancak bir de diğer kısım var ki, burada kişiliğin gerçekten zedelenmesi söz konusu. Ünlü çocuklardan/ergenlerden bahsediyorum. Sosyal medyayı dediğim gibi kullanan çocuk bir şekilde televizyon veya internet aracılığıyla ünlü olmuşsa ve izleyicilerinin sayısı çoksa manzara çok farklı bir hal alıyor. Ünlü olan kişi bir çocuksa ve bir de sevimliyse kalabalığın ilgisi sonucuister istemezşımarık tavırlar sergilemeye başlıyor ve başka bir kalabalık da bunu itici bulduğu için küçücük bir çocuğu yerden yere vurabiliyor. Ergen grubundan ünlü olanlarda durum biraz daha riskli çünkü topluma uyma, beğenilme, ilgi çekme arzusunun en yüksekte olduğu bir dönemdeyken spotların altında olmak, adını haykıran kalabalık ve yağan iltifatlar onu belki de hiç istemeyeceği birine dönüştürebiliyor. Bir yandan herkesin imrenerek takip ettiği biriyken diğer tarafta da en doğal ihtiyacı olan hata yapma ihtiyacı karşısında debelenmeye başlıyor. Çünkü iyi bir iş yaptığında onu göklere çıkaran kalabalık aynı zamanda da ilk hatasında bunu abartarak alaya almak için tetikte bekliyor. Önceki yazılarımdan birinde bahsettiğim mükemmellik baskısı ergeni ezebiliyor.
Will Smith’in bir röportajında dediği şu cümle aslında durumu özetlemekte: “Çocukken çok aptaldım, ama aptallığım kendime özeldi.” Yani hepimiz gerçekten çalkantılı dönemlerden geçtik ve yetişkin olmamıza rağmen çalkantılar devam ediyor. O rahatlıkla dalga geçtiğimiz çocukların bizden tek farkı bunları diğer insanların gözü önünde yaşamak zorunda kalmaları. Elbet başarılı olsunlar, ancak hatalarını görmezden gelmeyi ve normal karşılamayı öğrenmemiz gerek. Tuhaf davranışlarda bulunan herkesi hemen taşa tutmaktansa bunları kendi dönemleri içerisinde normal olarak değerlendirirsek hem onların üzerlerindeki baskı azalır, hem de dünya çapında hızla yayılan narsizmi de biraz olsun kontrol altına almış oluruz.