Hiç düşündünüz mü? Nasıl oluyor da yapmak istediğimiz birçok şeyi yolda yürümek kadar kolay
yapamıyoruz veya nasıl oluyor da bir eylemde her insan aynı başarıyı gösteremiyor? Ya da niçin aynı
olaya şahit olan birçok insan olayı farklı değerlendiriyor. Aynı filmi izleyen farklı farklı insanlar yine
farklı yorumlarda bulunuyor, oysa film aynı film.
Bir soruyu farklı 10 kişiye sorun aynı soruya 10 farklı cevap alırsınız. Şimdi bir soru soralım 35 yaş
nasıl bir yaş? 10 kişi de size farklı şeyler söyleyecektir? Farklı söyleneceklerin içinde belki de en çok
“yolun yarısı” tanımı cevaplar içinde yer alacaktır. Neden biliyor musunuz. Herkesin farklı kodlamaları
Yanı sıra toplumda 35 yaşın ömrün yarısı olduğuna dair yılarca dile gelen bir söylem vardır ve
insanlarda bu artık farkındalıksız kalıp oluşturmuştur.
Farklı olan nedir? Ya da bizi farklı yapan nedir? Hayatımızı yaşam standardımızı belirleyen nedir?
Bütün bu farklılıklar olayları bilinçaltında kodlama biçimiz kaynaklı olayları anlamlandırma biçimimiz…
Olanı anlama şeklimiz… Onları zihnimizde kodlama şeklimiz. İste böyle…
Bizi biçimlendiren çevre veya olan biten değil bizim bir şeylere yüklediğimiz anlamlarla alakalı. Hepsi
biz kaynaklı…Ancak biz kolayı seçip sonunda, bizi şartlar bu hale getirdi diyerek sorumluluğu
üzerimizden atmak oluyor.
Aynı yaşta iki insanın yaşlarıyla ilgili düşünceleri farklıdır, aynı sınava giren iki öğrencinin davranışları
ve düşünceleri farklıdır. Niçin? Oysa olay aynıdır. Çünkü farklı olan olay değil o olayı nasıl
yorumladıkları, hangi anlamlarla o olayı kodladıkları ile alakalıdır.
Olayları nasıl anladıklarıyla farklılıklar oluşur. Hiçbir zaman sorun çevrede, ailede, şartlarda değil.
Bunlar mazeretlerimizdir. Ne zaman cümleniz evet, ama…. Diye başlar, kabullenişte kaçış başlamıştır.
Hatta daha keskin bir örnek vereyim; iki kişi aynı anda babasının ölümünü yaşar fakat her iki insanda
da farklı tepkilerin verildiği görülür. Her ikisi de acılarını farklı dile getirirler. Birisi çok sarsılır diğeri
daha soğukkanlı davranış şekli sergiler. Babayla paylaşım, yaşanmışlıkların ışık tuttuğu bu ilişkiye
yüklenilen anlam dışarıya yansımaktadır.
Bize derdini açan birine sergilediğimiz aksine bir davranış ve düşünce şekliyse “sen beni
anlayamazsın sen benim ne çektiğimi bilmezsin…senin tuzun kuru” gibi yorumlarla karşılaşabiliriz.
Doğru… anlayamaz çünkü o yorumunu kendi Bilinçaltında kodladığı anlamlarla yapar. Oysa herkesin
sorunları vardır ve herkes zorluklarla karşı karşıya kalır. Asıl olan bu sorunları göğüsleme, karşılama
biçimimizdir. Birçok çalışmalardan bahsedilmekte bilinçaltı kayıtlarını dönüştürmekle alakalı. Bunlar
bilinçaltına kodladıklarımızla alakalı dönüşümü gerçekleştirmekte başarılı çalışmalar olmakla birlikte
yaşamın devamında sorunları göğüsleme biçimine dayalı olarak olanı anlamlandırma bicimizin
değişmesidir söz konusu olan.
İnsan davranışları hakkında ne kadar çok bilgiye ve algıya sahipse yaşantısı o kadar düzenli olur ve
rahatlar. Davranışlarımız tamamen bilinçaltındaki inançlarımız kaynaklıdır. Siz istediğiniz kadar ben
kendime güveniyorum deyin davranışlarınız sizin gerçekten kendinize güvenip güvenmediğinizi
yansıtır. Bu bilinçaltı kalıplarımız ne yazık ki biz farkında olmadan algının başlamasıyla varlığımıza
girer. Zihnimizin görsel, işitsel duyusal ipuçlarını birleştirerek ortaya çıkarttığı duygu ile oluşan
hislerimizin oluşturduğu kalıplar bilinçaltımıza inançlarımız olarak damga vurur.
Bu yüzden ne hissediyorsak ve ne yaşıyorsak inanın bizimle alakalıdır. Bizdeki anlamıyla alakalıdır.
Dışarıdakini değiştirmeye çalışmak yerine böylesi emek harcamak yerine kendimizi değiştirmeye
yönelik harcayacağımız emeğin sonucunu kesin almaktayız. Hem de sadece kendinizi değiştirmekle
dönüşen siz olmayacak çevreniz ve hayatınızda olanların da değişimine şahitlik yapacaksınız.
İşe mevcut kalıplarımızı değiştirmekle başlayıp sonrasında yeni olumlu, yapıcı kalıplar edinmek olmalı
gelişim.
Yüklediğiniz olumlu anlamların size bütününde yepyeni bir görüş penceresi açacağından emin
olabilirsiniz.
Olumsuz düşünceler olumsuz hadiselerin oluşumunu sağlar. Örneğin sınava girmeye hazırlanan bir
çocuk kendine güveni yoksa eğer , kazanamayacağım hissiyatıyla sınava girdiğinde sınav sonunda
“bildiğim soruları yapamadım” diye üzüntü yaşar.
Çocuğunuza “ oğlum /kızım biliyorum kazanacaksın inşallah yaparsın” dediğinde bilin ki çocuk
kazanacağına inanmayacaktır çünkü siz de inanmıyorsunuz. İnanarak söylediğiniz her şeye
karşınızdakini de inandırırsınız.
Kurumlarda satış ile görevli çalışanların başarılarında önemli parametrelerden biri sattıkları ürüne
olan kendi inançları olmaktadır. Aynı olgu tedavi yöntemlerinde de uygulanan ve çok olumlu sonuç
alınan plasebo etkisinde yaşanmaktadır. İyileşeceğine inanan hasta tedavi sürecine en büyük katkıyı
sağlar.
Bilinçaltımızla bağlantı kurarak öğreniriz, çünkü tüm öğrenme fonksiyonlarında bağlantı kurmak
yatar. Bilinçli ve bilinçdışı fark etmez bütün öğrenme fonksiyonlarının temelinde bağlantı kurma yatar
Bunun ne anlama geldiğini bir sonraki yazımızda açıklamaya çalışacağım
Bir sonraki yazımda devamında buluşmak üzere sevgi ve Huzur olun