Ulaşılmaz bir dağın mahreminden mi çaldın gözlerini

Nasıl ayak değmemiş sırlarına götürüyor fena esrarlı

Bulutlara sarılmış masalları taşıyor yetim çocuklara

Yağmur ha yağdı,ha yağacak kuruyan yüreklere

Bir cigara yakacak yalnızlığa aniden çöken akşam

Bacalardan savrulan dumanlar efkarlanacak

Hayat sabaha kaldığı yerden başlayacak

Beklenen, özlenen ve gelmediğin yerden

Tam o beklenmedik anda o gök gürültüsü

Ve korkutan şimşek titretecek gönül tellerimizi

Ulaşılmaz bir dağın mahreminden mi çaldın gözlerini

Meftunu olmuşum, farkında değildim o nasıl yeşildi

Çorak bir çöldü yüreğim savruluyordu rüzgarla

Kapımı çaldığın yağmurla bereketlendi hayat

Bu mektubu yırt ve at, baharı gecikmiş bir haldeyim

Hala bir çift yeşil gözün dağa adanmış hasretindeyim

Beni bırak, yolunu aşka yitirmiş bir meczubun

Derdini bu yalnızlığı kendine kardeş edinmiş dağ dinler

İçinde biriktirdiği depremler, ah o hep saklanan keder

Patlar bir gün, yıkılır evren, hikayesi kalır masumun

Ulaşılmaz bir dağın mahreminden mi çaldın gözlerini

Akan derenin denize kavuşmasından dinledim hikayesini

O günden beri taşıyorum sırtımda bu derdi

Ne o beni buldu, ne de ben aşkı, divaneliğim bu yüzden

Adını İda dediler bin pınarlı bereketin, bilmiyordum

Tenimde terleyen bir rehavetin, huzuruymuş arkamda

Kazdağları sevdamın kendisiymiş, sevdalıymış hayata

İnsanlığımdan utandım ve bir daha dağa bakamadım