Gece derin bir boşluk. Dipsiz ve karanlık bir kuyu. Düşüyorum ama havada kalan bir tüy gibi ağır ağır süzülüyorum. Zaman geçmiyor. Kitap okumaya çalışıyorum ama okuduğumu anlamıyorum. Satır ve cümlelerin anlamı yok. Radyom kendine şarkılar söylüyor, hiç bir şarkıda kendimi bulamıyorum. Defter ile kalem masamda yetim bir çocuk suskunluğunda. Eski şiirlerimi, notlarımı karıştırıyorum umarsızca. Sonra cüzdanımdaki fotoğrafı çıkarıp önüme koyuyorum.
Hayalleri, düş kırıklıklarını ve yaşadığım bozgunu. Hatıralar geçidi başlıyor gözlerimin önünde. Çaresizim.
Yemyeşil iki göz... İçimde bahar sıcaklığı kıpırdıyor. Saçların rüzgarda buğday salınışında ve yanaklarında gelincik kırmızılığı... Oysa ne zaman, ne de mekan baktığım suretine uymuyor. Sadece gurbet, özlem, acı ve buruk hatıralar var önümde, hissettiğim. Karanlığın bütün yolları kestiği, mahkum ve çaresiz bıraktığı cehennemi anlar. Gözlerim kararıyor, mideme kramplar giriyor... Kalemi elime alıp bir cümle yazabilsem dağıtacağım bu havayı biliyorum. Uçurtmanın peşine takılan çocuk olsam veya bir şiirin ilk mısrasını yazabilsem... Kırılacak bu yürek zincirleri. Kurtulacağım bu esaretten. Nasıl bir aşk hafakanı bu? Çıkamıyorum içinden. Ayaklarım nihayet suya değiyor ve kuyunun dibindeyim
Beni hasretinle baş başa bırakma
Özlemek cehennemim oluyor Lamia
Yağmurun gelsin garip pencereme
Yetim bir yürek geceye bereketlensin
Belki mektubuna şiir eklerim, hatırına
Görülmüştür damgası şerefimdir, unutma