Seçimler yaklaşırken karşı görüşte olanları yok saymak hatta daha da ileri giderek yok etmeye çalışmak gibi insani olmayan davranışlar öne çıkmaya başladı. Kırıcı ve aşağılayıcı tavrın dönüp dolaşıp kendisine zarar vereceğinin çoğu kimse farkında değil.
Kalabalık ve çoğunluk olmanın haklı olmak ile eşdeğer görülmesi vicdanları köreltirken insanlığı geri götürür. Beni seçimleri kimin kazanacağından ziyade bu süreçte kaybolan birliğin ve bölünmüşlüğün artması endişelendiriyor.
Sanatın ve sanatçının asli görevi egemen güçlerin peşine takılıp alkış tutmak değil, vicdanlara seslenen eserleri ile vicdanları aydınlatmaya katkı vermektir.
Yeşim Ustaoğlu’nun “Bulutları Beklerken” filmi; egemen güçlerin birey üzerindeki toplumsal baskıyı anlatması bu duruma güzel bir örnektir.
Filmin gerçekçiliğini ve de anlatım tarzını “sinemanın toplumu değiştirme konusundaki gücü” olarak görebiliriz.
Doğu Karadeniz Bölgesi’nde; Karçal, Kaçkar, Zigana, Soğanlı, Abdal Musa, Sis Dağı ve Gavur Dağları;doğudan batıya doğru çok da uzak sayılmayacak mesafelerden birbirlerini selamlar gibi durmaktadır.
Hemen hemen bütün coğrafyanın dağlarla kaplı oluşu, yağış ve sis oranının yüksekliği bölgenin üretim kültürünü etkilemiştir. Bol yağış alan bölgede sahile yakın yerlerde balıkçılıkla birlikte çay, fındık ve meyvecilik; iç ve yüksek kesimlerde ormancılık, hayvancılık gibi üretimler öne çıkmaktadır. Yaylacılık ve yaylaya dayalı üretim kültürü bölgede öne çıkan yaşama biçimidir.
Yeşim Ustaoğlu’nun “Bulutları Beklerken” filminde; Doğu Karadeniz’in sahilden zirvelere doğru bütün doğal dokusunu bir belgesel anlatım tarzında görmekteyiz.
Filmde; Karadeniz’in kıyıya çarpan hırçın dalgaları, yayla göçleri, sis bulutları, sırtında yük taşıyan ve tarlada çalışan kadınlar büyük bir ustalıkla perdeye yansıtılmakta. Bu anlatımlar filmin duygusunu desteklerken bölgenin üretim kültürü hakkında da fikir vermekte.
Her ne kadar zor bir coğrafya olsa da ilk çağlardan günümüze birçok uygarlığa ev sahipliği yapmış bir bölgedir Doğu Karadeniz. Tarihi İpek yolu güzergahı üzerinde bulunmanın ötesinde tarımsal alanda ürün çeşitliliği bölgeyi her zaman çekici kılmıştır.
Bölgede birçok uygarlığın izlerine rastlamak, yakın tarihimizde yaşanan değişimlerin etkilerini ve de kalıntılarını görmek mümkündür. Özellikle cumhuriyetin ilanından sonra Yunanistan ile imzalanan mübadele anlaşmasının bölgedeki etkisi hemen hemen her yerde karşımıza çıkmaktadır. Siyasi ve akademik çevreler mübadelenin etkilediği bireylerden daha çok yeni çatışma ve kırılmalara sebep olacak yaklaşımlarla gündem oluşturmaktadır.
Terk edilmiş kiliselerin kalıntıları, taş köprüler, terk edilmiş kasabalar, köyler bölgenin mübadele ile birlikte üretim kültürünü kaybettiğini ve yabanlaşmaya doğru yol alan bir sürece girdiğini göstermektedir.
Yüzyıl öncesinde 5.000 nüfuslu bir madenci kasabası iken günümüzde kış aylarında kimsenin yaşamadığı, yaz aylarında ise bir yayla yerleşimi olanGümüşhane’nin Dumanlı Köyü içinde yer alan Santa Harabeleri bu duruma örnek verilebilir.
“Bulutları Beklerken” filminde tarihi dokular bir kartpostal görünümünden daha çok terkedilmişliği yansıtan bir anlatımla resmedilmiştir. Yıkık dökük kale kalıntıları, mübadeleden arta kalan sahipsiz evler, bakımsız yapılar bu resmedilişe örnek olarak verilebilir.Filmde albenili yapılardan daha çok, tarihin ve de toplumun görmezden geldiği gerçekler ön plana çıkmaktadır.
Ustaoğlu; gücü elinde bulunduran egemen toplumun, zayıf düşeni yok sayması ya da yok etmeye çalışmasını birey üzerinden anlatıp eleştirmektedir. Kan bağı olan bütün bireyleri mübadele antlaşması gereğince Yunanistan’a göçe zorlanması sonucu küçük Eleni’nin hayatta kalabilmesi için kimliğini gizlemekten başka çaresinin kalmamış olması da sistemin kusurudur. Gönül bağı olan kişileri de kaybetmesi sonucu insanlardan uzaklaşıp kendisini ait hissettiği doğaya hapsetmesi onun çaresizliğini göstermektedir.
Yeşim Ustaoğlu filmde sistem eleştirisini yaparken bireyleri kurban olarak göstermektedir. Onun anlatımında filmin kötü gibi görünen kahramanları da algı operasyonlarının kurbanlarıdır. Filmde toplumun “kendinden olmayanlara hoşgörüsüzlüğünü anlatmak” için kullanılan televizyonun bir metafor seçilmesi tesadüf değildir. Zira kitle iletişim araçları sistemi kontrol edenlerin kullandıkları en önemli algı silahıdır.
Filmlerinde aynı gök kubbenin altında yaşamalarına rağmen etnik kimliklerinden dolayı ötekileştirilen kimlikleri konu edinmeyi tercih eden Yeşim Ustaoğlu “Bulutları Beklerken” filminde mübadeleden arta kalan ve kimliğini gizlemek zorunda kalan bir Rum kadının iç dünyasında yaşadığı çatışmaları perdeye yansıtırken, aslında egemen toplumun kararmakta olan vicdanlarını aydınlatmaya çalışmaktadır.
“Bulutları Beklerken” filmi; Doğu Karadeniz Bölgesi’nin farklı etnik yapılarının zenginleştirdiği kültürel yapıyı da belgesel tadında yansıtması ile de önemlidir. Filmin hemen her sekansında bölgede yaşatılmakta olan ritüeller duyguyu destekleyecek bir kurgu ve anlatımla karşımıza çıkar. Bölge kültüründe halen yaşatılan “Kalandar” kutlamalarının “koncolosları” , ölünün ardından helva kavurma, hastaya kurşun dökme, cenaze yıkama, gidenin ardından su dökme ve vicdan azabı gibi kültürel kodlar filme zenginlik katmaktadır.
Bölgenin taşıdığı etnik ve kültürel zenginlik filmde “çok dillilik” olarak karşımıza çıkmaktadır. Filmin kahramanı Eleni (Ayşe) yarım asrı aşkın içinde sakladığı ana dilini güven duyduğu ve kendini yakın hissettiği kişiler karşısına çıkınca konuşabilmektedir.
“Bulutları Beklerken” filmi bölgede kullanılan tulum ve kemençe gibi yöresel müzikleri kullanarak filmin duygusunu kuvvetlendirmektedir. Doğu Karadeniz enstrümanı olarak bilinen kemençenin aynı nağmelerle Yunanistan’da 50 yıl sonra bile yaşatılıyor olması, sistemin bireyleri göçe zorlamasının acımasızlığını göstermektedir. Mübadele esnasında Yunanistan’a göç etmiş bir kadının ağzından dökülen “Allah canımı alaydı da o kiraz ağacının altına gömeydiler beni” sözcükleri filmin sisteme getirdiği eleştirileri insani bir dille özetlemektedir.
Yeşim Ustaoğlu “Bulutları beklerken” filminde azınlık durumunda olan her türlü etnik kimlik, düşünce ve politik görüş üzerinde egemen olanın baskılarını yansıtmaktadır. Kimliğini gizlemek durumunda kalan Rum kadın Eleni bu baskılara maruz kalan tek kişi değildir. Sistemin ötekileştirdiği düşünceler de bu baskılardan payını almaktadır.
Komünist bir babanın çocuğu olmak da “öteki” olarak görülmek için yeterli sebeptir. Komünizmle özdeşleşen Rusya ve Rusça da ötekidir toplum nezdinde.
“Bulutları Beklerken” filminin içerik yönünden eksikliği mübadeleye tek taraflı yaklaşmış olmasıdır. Filmde “mübadele” sadece Türkiye Cumhuriyeti’nin kararı ve uygulaması gibi yansımaktadır. Oysa “mübadele” uluslararası bir antlaşmanın sonucudur ve Türkiye taraflardan sadece biridir. Bu antlaşma sonucu Yunanistan’dan yüzbinlerce Türk ve Müslüman nüfus göçe zorlanmış ve Anadolu’ya gelmek zorunda kalmıştır. Onların hafızalarında göçe zorlandıkları anavatanları ile ilgili ne anılar vardır. İnsanlık tek tarafın değil bütün tarafların kendi kusurları ile yüzleşmeyi başardığında daha da ileri gidecektir.