Bizim ülkenin gündemi hep yoğundur ve her zaman da hayati konular gündemdedir. Kimi zaman dolar kuru, kimi zaman deprem, kimi zaman pandemi kimi zaman fındık fiyatı…

Bunlar pandemi hariç olmak üzere dönüşümlü olarak gündemimizi meşgul eder. Şimdi sırada ekonomik kriz var.

Aslında kriz gelip geçici bir etkide olduğu için buna yüksek enflasyon var demek daha doğru olacak.

Enflasyonun kendi kendini besleyen bir kısır döngüsü söz konusu. Kısaca enflasyon talebin arzdan fazla olması durumunda fiyatların yükselmesi şeklinde tanımlanabilir. Yani piyasada mal az ise fiyat artar. Olağan durum bu. Bir de fiyat artacak endişesi ile ihtiyacından fazlasını talep etme durumu var. Adam cebindeki tüm parasını ileride ihtiyacı olacağını düşündüğü mala yatırıyor. Bu defa da arzı kısıtlı olan malın bir de talep miktarını yükseltmiş oluyor.

Ne oldu bizim enflasyon? Kendi kendini beslemeye başladı. Bu şekilde yükselmeye başlayan fiyatlar daha da artma eğilimine giriyor.

Bu durumun tek olumlu etkisi piyasa canlanıyor ve üretim artıyor. Ekonomik büyüme bu şekilde gerçekleşiyor ve herkes üretime geçiyor. Adam gelecekte üretememe endişesi ile üretmeye devam ediyor ve piyasadaki arzı artıyor.

Peki arz artmasına rağmen fiyatlar neden düşmüyor? Çünkü ülkede yüksek enflasyonla birlikte bir devalüasyon da yaşanıyor. Yani sizin paranız döviz karşısında değer kaybediyor. Bu durumda arz ülke içine değil yurtdışına yöneliyor. Aynı malı günden güne eridiği düşünülen yerli para ile değil her geçen gün değeri yükselen döviz ile yapmak üreticinin işine geliyor.

Dış ülkelerdeki talebin artması üretimi tetikliyor ancak ülke içindeki enflasyona olumlu etkisi olmuyor. Dış ülkelerde talep olduğu müddetçe (ki uzunca bir süre talep olacak gibi) yerli halkın enflasyon problemi yaşaması normal karşılanacak. Bu durumda ya ülke çok ciddi bir üretim atağına kalkmalı ya da dış satıma kota getirmeli. Ancak cari açığın kapanması ve döviz girdisinin artması bakımından dışsatımın kısıtlanmasını beklemek hayal olur. Bu durumda üretime teşvik ve üretim ekonomisi enflasyonun sonunu getirirken dışsatımda da ülkemizi iyi bir noktaya getirebilir. Yani krizden fırsat çıkabilir.

“Beklenen gün gelecekse çekilen çile kutsaldır” diye bir kamyon arkası yazısı okumuştum. Bu bakış açısı ile kontrollü enflasyon ülkenin önüne ciddi fırsatlar çıkarabilir.

İnsanı düzeltince

Küçük çocuk işten yorgun gelen babasına kendisini parka götürmek üzere verdiği sözü hatırlatmış. Çocuğu ile dışarı çıkmak istemeyen baba önünde dünya haritası bulunan bir gazeteyi paramparça etmiş ve “Eğer bunu yaparsan hemen dışarı çıkıyoruz” demiş.

Evde kalacağından emin olmanın verdiği huzur ile televizyona bakan baba birkaç dakika sonra çocuğunun sesine kulak vermiş, “Baba gel bitirdim.”

Adam sadece birkaç dakika içinde çocuğunun haritayı bitirmiş olduğunu görünce çaresiz giyinmeye başlamış. Ama sormadan da edememiş, “Sen bu haritayı birkaç dakika içinde nasıl tamamladın?”

Çocuk gülümsemiş, “Gazetenin arkasında kocaman bir insan resmi vardı. Cam sehpaya koydum ve insanı tamamlamaya çalıştım. İnsanı düzelttim dünya düzeldi…”

Aslında hayatımız tam da bu şekilde. İnsanı düzeltsek dünya düzelecek de neyse…

Bağımlılık

Kendini iyi hissettiren her şey bağımlılık yapar. Bugün kabul etmesek de pek çok şeye bağımlıyız. Bağımlılık kabul edilmesi zor bir kavram. Ancak gün içinde elli kere telefonunu kontrol eden adam “Ben buna bağımlı değilim” diyebilir mi?

Kesinlikle telefona cevap vermesi mümkün olmayan namazda bile telefonunu en iyi ihtimalle sessize alan bir kişi “Ben bunsuz yaşarım” diyebilir mi?

Sevdiklerimizden ve hatta işimizden bile fazla zaman ayırıyoruz telefona. Yolda yürürken pek çok kişi birbiri ile çarpışmaktan son anda kurtuluyor. Ne yapıyor o esnada? Ya bir fotoğrafa bakıyor ya da oyun oynuyor.

Şunu kabul edelim ki telefon bir bağımlılık. Sorun “sorun vardır” demekle çözülmeye başlar. Ve bu konuda ciddi bir sorun var.

Bunun için ne yapılması gerekiyorsa yapalım ama sahibi olduğumuz telefonların sahibimiz olmasına müsaade etmeyelim.

www.twitter.com/muniralikara