Savaş, deprem, sel, yangın gibi afetler ve de adaletsizlik üretim kültürünün düşmanlarıdır. Bütün bu faktörlerin sonucu meydana gelen kitlesel göçler de insanlığı ve üretim kültürünü geriye götüren ana etmen olarak karşımıza çıkar.
6 Şubat 2023 tarihinde yaşanan deprem sonrası vicdanları sızlatan durumlarla karşılaştık. Aradan geçen süreçte yaralar sarılmaya çalışılsa da İçimizi sızlatan travmalar hala devam etmekte.
Depremden geride kalanların, hayata tutunmak için çırpınışlarını belgelemek için, geçtiğimiz günlerde Hatay’ın Ovakent beldesinde bir belgesel çalışması yaptık.
Ovakent’i seçmemizin sebepleri var.
Ovakent’te daha çok Özbekistan asıllı Afgan göçmeleri yaşamakta. Onların yakın tarihleri acı ve kırılma anları ile dolu. 1920’li yıllarda Sovyetler Birliği’nin Özbekistan’ı işgali ile birlikte çok sayıda Özbektanlı Türk, komşuları Afganistan’a geçerek canlarını ve kimliklerini korumaya çalışır.
Ne var ki; onların yeni vatanlarındaki huzuru da fazla sürmez. 1980’lerde Sovyetler Birliği’nin bu kez Afganistan’ı işgali onları yeniden kitlesel göçe zorlar. Pakistan ve İran gibi komşu ülkelere sığınırlar. Nitekim dönemin iktidarının bir kararı ile Pakistan’da mülteci olarak yaşayan bir gurup Özbekistan asıllı Türk, Türkiye’ye getirilerek belli bölgelere yerleştirilir.
İşte Ovakent’te yaşayan Özbekler bu göç dalgası ile Türkiye’ye yerleştirilenlerin sadece bir kısmı. Başlangıçta 170 aile buraya yerleştirilmiş. Zamanla yeni göçler de olmuş ve buradaki Özbekistan asıllı Türklerin nüfusu 15.000’i geçmiş.
Özbekistan asıllı Türkler huzur içinde yaşadıkları yeni vatanlarını çok sevmişler. Bir taraftan kendi kültürlerini korurken diğer taraftan Türkiye’nin üretim kültürüne katkı vermişler. Tekstil ve deri işletmeciliğinde isim yapmışlar.
6 Şubat 2023 depreminde bu kez deprem vurmuş onları. Evleri yıkılmış, işyerleri harap olmuş. 200’e yakın can kaybı ve çok sayıda yaralı acılarını katmerlemiş. Özbekistan Cumhuriyeti’nin depremin ilk gününde yardımlarına koşması onların umutlarını artırmış. Özbekistan Cumhuriyeti çok yönlü bir ekibi bölgede görevlendirmiş. Sahra hastanesi ve enkaz kurtarma ekibi çok ciddi yaraları sarmış.
Özbekistan’dan gelen kurtarma ekibi bölgede bir gönül köprüsü olmuş adeta. Onlar görevlerini tamamlayıp döndüklerinde geride kalanların kalplerinde bir parçalarını bırakmışlar. Çoğunun çadırının bir köşesinde Özbekistan ve Türk bayrakları yan yana durmakta.
Buraya kadar her şey normalmiş görünse de bizim gözlemlediğimiz bir başka acı yaşanıyor buralarda.
Beklenmedik bir anda siyasal veya doğal felaketlere maruz kalanlar çektikleri acıya rağmen içlerinde büyüttükleri umuda sarılarak yaşama sevinclerini korur diye düşünüyorduk. Ne var ki Ovakentlilerin deprem sonrası durumlarını yakından görünce bu kanatimiz değişmeye başladı desek yalan olmaz.
Çalışkanlığı ile bölgede nam salmış Ovakentli Özbeklerin çoğu deprem sonrası bambaşka bir ruha bürünmüş. Çadırlarda oturup bekleyenlerin kendi kapı önlerini süpürecek takatları bile kalmamış. Depremi bahane ederek bölgeye gelen çok sayıda Afgan, depremzedelerin arasına karışmış. Hemen hemen hepsi vatandaşlık peşinde.
Bölgede hem işsizlik hemde işçi bulma sorunu var. Dükkan ve atölyeler kapandığı için işsizlik var ama tarım ve inaaştlarda çalışmaya kimse yanaşmıyor. Bazı genç kızların tarlalara hala gidiyor olması umut verici olsa da bölgede gözle görülür bir miskinlik hakim.
Herşeye ragmen eski üretken günleri özleyip çaba gösterenler de var elbet. Onların bu çabası yardım yolu gözetleyenlerin gölgesinde kalıyor. Bölgeye gelen yardımlardan ihtiyacından fazlasını alıp stoklayanların çokluğu, Ovakent’in bilinçli sakinlerini de rahatsız ettiğini söylemeliyim.
Peki ne yapılabilir?
Deprem bölgesine yardım yapılırken öncelikle üretim kültürünün tekrar kazanılmasına önem verilmeli. Kontenyerlerden bir çarşı kurulup atölyelerin açılmasına destek verilmeli. Bu konuda Özbekistan Büyükelçiliği Kültür ve Turizm koordinatörü Saidjon Ochilov’un bir projesi var. İnşallah hayata geçirilmesi mümkün olur.
Bir sorun daha var. Ağır ve orta hasarlı binalar büyük tehlike. Hepsi hemen yıkılmalı. O binalar ayakta durdukça eşyalarını çıkarmaya çalışanların göçük altında kalma ihtimalleri yüksek.
Depremin şokunu hala atamamış çocukların durumu da iç açıcı değil. Özbekistan seyehatlerimizde karşılaştığımız çocuklar bizleri saygıyla selamlayarak aldıkları terbiyeyi yansıtıyorlardı. Burada isem deprem sonrası durum değişmiş gibi. Sağlam bir kültürle yetişip çevrede parmakla gösterilen bu çocuklar, aileleri ile birlikte yardım toplama yarışına girmişler. Onların algılarında “istemenin” “üretimden” daha kıymetli olduğunun yerleşmesi asıl yıkım olacaktır.
Sadece ülkemizin değil, insanlığın geleceği için çocukları bu tür basitliklerden korumalıyız.