Geçen hafta yazmış olduğum algı yönetimi hakkında yazıma bu hafta devam etmek istiyorum. Öylesine geniş bir konu ki bir sayfa yazı ile anlatmak oldukça zor.
Kaldığımız yerden devam edelim. Beyaz Türkler…
Sürekli duyulan ifadeler değil aslında bu tarz sıfatlı yakıştırmalar. Ama maalesef siyaset sayesinde sıkça duyabiliyoruz. Maalesef diyorum çünkü bir sınıflandırma ifadesidir beyaz Türkler.
Profesör doktor Nilüfer Göle tarafından literatüre kazandırılmış bir ifadedir. Türkiye’de zengin, seçkin sınıfı tanımlamak için kullanılıyor. Bir de bunun siyah ve gri halleri var. Onu da tahmin edersiniz işçi sınıfını ve orta düzeyi temsil ediyor.
Bu temsil hali herhangi bir somut karşılığı olmadan soyut anlamları içermektedir. Buna karşın kullanıldığı yere göre birçok anlamı ve algıyı ortaya çıkarabiliyor.
Özelikle seçim arifelerinde bu tür kelimeler özenle seçilir ve toplumda bir algı oluşturulur. Eski Yeşilçam filmlerinden alışık olduğumuz iki taraf oluşur. Fakir ama gururlu ile zengin ama kötü grupları. Toplum değerlerini hiçe saydığı varsayılan ikinci grup daima siyasi partiler için bir hedef haline gelmiştir.
En azından bu hedef toplumun gözünde sağlanmıştır. Diziler, filmler, haberler, radyolar, açıklamalar hepsi bu algı için birer silah konumundadır.
Buradaki amaç kutuplaştırma ile gelen çoğunluk isteğidir. Bir örnekle açıklayayım. Türkiye’de onlarca siyasi parti var. Herkes düşüncesi ölçeğinde bir partiye oy kullanır veya fikirleri gereği oy kullanmaz. Onlarca partinin düşünce itibari ile oy alma oranları aşağı yukarı aynı kabul edilebilir. Ama sizin hassas olduğunuz noktalardan karşı argüman üretilip, ters algı oluşturulursa sizin düşünceleriniz geri planda kalmaktadır.
Bu algıda ülkemizde vatan, millet ve İslam üzerine kuruludur. Bütün kavramların üstünde kabul edilen bu kavramlar için diğer düşüncelerinizin pek önemi yoktur. Bu da toplum için zayıf karın durumuna düşürür bu konuları.
Yani demem o ki onlarca parti seçeneğiniz, düşünceniz varken bir anda iki seçenek halini alır tüm seçimleriniz. Sözde vatanı gözetip sahip çıkanlar mı sözde vatanı satanlar ya da satacak olanlar mı?
İki seçenek arasında tercihiniz algısı güçlü olandan yana kullanılır.
Sözde diyorum. Çünkü bunların arka planını ne kadar yazsak da çizsek de maalesef bilemeyeceğiz. En azından şimdilik.
Sonuçta tarih hep sonradan yazılır. Hakkımızda 20 yıl sonra neler yazılacak hep beraber göreceğiz.
Siyaset örneği verdim ama bu bahsetmiş olduğum algı yönetimi olayı siyasetinde çok ötesinde tüketici toplum anlayışımız için her ürünün satışı içinde kullanılmaktadır.
Renkler, sloganlar, reklam ünlüleri, sesler, arka plan yansımaları hepsi birer etken. Bir gün bu konu hakkında da yazmak istiyorum. Hep siyaset konuşmayalım değil mi?
Selametle…