İspanyol şair, piyanist, besteci ressam ve Oyun yazarı Federico García Lorca; kısacık ömrüne ölümsüz eserler sığdırmayı başarmış çok yönlü bir sanatçıdır.

5 Haziran 1898 yılında İspanya'nın Granada bölgesindeki Fuente Vaqueros kentinde doğan  sanatçı henüz 38 yaşını iken 19 Ağustos 1936'da doğduğu yörede hala aydınlığa kavuşturulamamış bir şekilde öldürülmüştür.

Eserlerinde birey üzerinden sistem eleştirisi yapan sanatçı İspanya’daki Franco rejimin en hızlı muhalifleri arasında yer alıyordu.

Lorca; Yerma ve Bernarda Alba'nın Evi  oyunlarda Katolik Kilisesi, yükselen Nazizm ve ırkçılığı yücelten  akımlara karşı bir tutum sergilemiş Franco ve taraftarlarını masumiyeti katletmekle suçlamıştır.

Lorca’nınn oyunlarında ana öge ailedir. Aile içerisindeki bireylerden güçlü olanın koyduğu kurallar trajik sonuçların ana sebebidir.

Oyunlardaki aile İspanyol toplumunu, bireylerin yaşadığı ev İspanya’yı, aile içerisindeki güçlü karakter ise ülkedeki faşist rejimin başındaki otoriter yöneticiyi yani diktatörü temsil.

Bernarda Abla’nın Evi oyununda da durum böyledir. Bernarda’nın koyduğu insani olmayan kurallara dayanamayan kızları doğruyu bulmak için çabalarken bir tragedyaya doğru sürüklenirler.

Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü, İstanbul Devlet Tiyatrosu Müdürlüğü’nün Bu yıl ikincisini düzenlediği “Uluslararası Kadın Oyun Yazarları Tiyatro Festivali”; Federico García Lorca'nın “Bernarda Alba’nın Evi” adlı oyunundan Ana Rosa Meneses ilham alarak yazıp yönettiği muhteşem bir performansla başladı.

“Bernarda Hayır” isimli oyun; Lorca’nın lirik tragedyasını farklı bir boyuta taşımayı başarmış.

Oyuncu ve dans topluluğunun performansı için “muhteşem” kelimesi bile az.

Yazar ve Yönetmen Ana Rosa Meneses kullandığı simgelerle seyirciyi zamanda yolculuğa çıkartırken tarihin derinliklerinde yerini almış olan uygarlıklara gönderme yapmış gibi geldi bana.

Oyunun en önemli özelliği seyirciyi düşünmeye zorlayan mesajların sözle değil gösteri ile verilmesi. Ana Rosa Meneses bunu çok güzel başarmış. Oyunda hemen hemen hiç söz yok fakat ses ana karakterlerden biri gibi kullanılmış.

Ana Rosa Meneses’e oyun sonundaki söyleşide özellikle seslerle yapılan protesto ve verilen mesajları sordum. Ana Rosa Meneses beni doğrularcasına “Dünyadaki kadınların değersizleştirilmesine, Faşizme ve bireyi hiçleştiren otoriteye karşı bir protesto için sesleri abartılı kullandıklarını” söyledi.

Bu seslerin bana savaş sahnelerini hatırlattığını söylemeliyim.

Oyunun ismindeki “Hayır” kelimesi de aslında bu protestoları güçlendiren bir metafor.

“Bernarda Hayır” oyununa söz olmasa da oyun hakkında söylenecek çok şey var. Her izlendiğinde de farklı şeyler söylenebilir. İstanbul’da olup da bu muhteşem performansı kaçıranlar için üzüldüğümü belirtmeliyim.

Bu arada “Uluslararası Kadın Oyun Yazarları Tiyatro Festivali” seçkisini hazırlayan kurulu da böylesi bir gösteriyi bulup Türkiye’de gösterimini sağladıkları için kutlamak gerekir.