İstanbul Boğazı’nın bir yakasından karşı tarafa bakmak ben de her daim perdelerini açık tutan tiyatro izlenimi uyandırır. Gemiler, tekneler, şehir hatları vapurları sanki büyük bir tiyatronun hareketli dekorları gibidir. Boğazı süsleyen martıların karınlarını doyuracak bir lokma kapabilmek için tekneleri takip edişinin şair ve yazarlara ilham kaynağı olduğunu söylemek yanlış olmaz.

İstanbul Boğazı’nı her gördüğümde Ahmet Hamdi Tanpınar’ın dizeleri gelir aklıma.

“Ne içindeyim zamanın, Ne de büsbütün dışında;

Yekpâre, geniş bir ânın, Parçalanmaz akışında.”

Hep söylemişimdir. Türk Dünyasının iki önemli başkenti vardır. Doğuda Semerkant, batıda İstanbul. Bu iki şehrin sunduğu güzellik ve değerleri anlatmakla bitiremezsiniz. Benim amacım bugün Semerkant’ı ve İstanbul’u anlatmak değil.

İstanbul’un güzelliklerine güzellik katan bir özelliğinden bahsedeceğim.

İstanbul’da yaşıyor olmak tiyatro severler için şanstır.

Devlet Tiyatroları, Şehir Tiyatroları ve özel tiyatrolar her yıl yüzlerce yeni oyunla perdelerini açar bu büyülü şehirde. Her oyunun farklı bir hikayesi olsa da aslında hayatı güzelleştirmek için insanı düşünmeye ve değişime zorlayan mesajları vardır.

Devlet Tiyatroları tarafından düzenlenen ‘Uluslararası Kadın Oyun Yazarları Tiyatro Festivali’ ; İstanbul’un kültürel zenginliğine değer katan bir etkinlik.

Bu yıl ikincisi düzenlenecek olan "Uluslararası Kadın Oyun Yazarları Tiyatro Festivali”nin amaç ve içeriği 14 Kasım Salı günü İstanbul Devlet Tiyatroları’nın Üsküdar Tekel Sahnesinde düzenlenen bir basın toplantısı ile tanıtıldı.

Devlet Tiyatroları Genel Müdür Yardımcısı Sükun Işıtan’ın yaptığı sunuma, Genel Müdür yardımcısı Ebru Aytürk, İstanbul Devlet Tiyatrosu Müdürü Mehmet Fatih Dokgöz ve Yardımcısı Efe Erkekli eşlik ettiler.

Sükun Işıtan’ın sunumu hakkında birkaç söz söylemek istiyorum. Işıtan sorulara gerek kalmayacak kadar iyi hazırlanmıştı. Türkçeyi kullanımı, seçtiği kelimeler ve tonlamaları sıkıcılıktan uzaktı. Bir Tiyatro sanatçısından sunum dinlemenin ayrı bir haz verdiğini söylemeliyim.

Işıtan birbirinden önemli konulara değindi fakat festivalin amacını açıklayan bir cümlesi ben de ayrı bir iz bıraktı.

“Ayrıcalık istemeden ayrımcılığa karşı durmak”… Bu cümleyi duyunca hamaset kokmayan açıklamaların ne kadar kıymetli olduğunu bir kez daha anladım. Sanatın bir amacı da hamaset ve düşmanlığı yok ederek hayata anlam ve güzellik katmak değil midir?

Festivalin içeriği de oldukça zengin. Gönül hepsine katılmak istese de; çakışmalardan dolayı 16 Kasım – 26 Kasım tarihleri arasında Atatürk Kültür Merkezi ile Devlet Tiyatroları Üsküdar Tekel Sahnelerinde gerçekleşecek etkinliklerin bazılarını canlı takip etmekten fedakarlık edeceğiz.

Festivalde dünyanın dört bir yanından sadece kadınların yazdığı seçkin tiyatro oyunları seyirci ile buluşacak. Sadece oyunlar değil; kadın yazarlar ile söyleşiler, seminerler ve atölyeler çalışmaları da festivalin kaçırılmaması gereken parçaları.

Festivalde bu yıl; Türkiye’den 6, yurt dışından 6 olmak üzere toplam 12 farklı tiyatro oyununun seyirci ile buluşacağı belirtildi. Küba, Bulgaristan, Tataristan, Moldova, Gürcistan, Yunanistan ve Türkiye’den seçilmiş kadın yazarlara ait seçkin sahne performansları tiyatro severlere Shakespeare’nin dediği gibi; “insanı, insana insanca anlatmaya çalışacaklar” Her oyunun sonunda gerçekleşecek söyleşi bölümü festivalin artılarından. .Ayrıca; uzman eğitmenlerden tasarım, dramatik yazarlık, oyunculuk ve dans alanlarında seminer ve atölye çalışmalar festivali başka bir boyuta taşıyor.

Sunum sonrası İstanbul Devlet Tiyatrosu Müdürü Mehmet Fatih Dokgöz’e iki sorum oldu. Birincisi başvuran ülke sayısı ve oyun seçimi. Dokgöz; dünyanın çok sayıda ülkesinden başvuru olduğunu konusunda uzman kişilerden oluşan bir kurulun bütün oyunları değerlendirerek bir seçki oluşturduğunu söyledi.

İkinci sorum Türkiye dışındaki Türk devletlerinden neden oyun seçilmediğine yönelik oldu. Tokgöz Türk dünyasından kadın yazarların oyunlarının bu festivalde olmasını çok arzu etmelerine rağmen başvuru olmadığını belirtti.

Bu konuyu hemen Özbekistan’ın Ankara Büyükelçiliği, Kültür ve Turizm Koordinatörü Sayın Saidjon Ochilov’a ilettim. Ochilov ülkesi adına söz verdi. Bir sonraki festivalde yer almak için özel çaba göstereceğini ve bunu sağlayacaklarını söyledi. Biz de sayın Ochilov’un bu sözünün takipçisi olacağız. Kendisine inanmadığımızdan değil, festivalin içeriğinin daha da zenginleşeceğine inandığımızdan.

Bu tür etkinliklerin sadece İstanbul ve Ankara gibi belli merkezlerle sınırlı kalmayıp yurt geneline yayılması benim en büyük arzum. Umarım bu arzumun gerçekleştiğini görürüm.