Hikaye şöyle;
Hatice nine ve
Ali dede,
50' li yıllarda yokluğa evlenip,
Yokluğa çocuk getirenlerden.
Ali dede,
O yıllarda çerçilik yaparak kazanırmış hayatını.
Eşeği ile köy köy dolaşır,
Mahalle mahalle dolanır,
Kapı kapı gezermiş üç beş şey satıp eve ekmek götürebilmek adına.
Hatice nine ise evde,
Halı,
Kilim dokurmuş,
Evin işinden gücünden,
Çoluk çocuktan vakit kaldıkça.
Bir süre sonra,
Ali dede hanımının dokuduğu kilimleri,
Halıları,
Yanına da üç beş mobilya koyup küçük bir dükkanda başlamış satmaya.
Zaman geçtikçe,
Geçmişteki o yarım kalmışları tamamlamış yıllar ve vermiş bir bir önceden veremediklerini onların hayatına.
Haliyle el emeği ile yaptıkları,
Çalışıp kazandıkları her şeyin kıymetini bilmişler elbet onlar da.
Var diye tüketmemişler öyle bilinçsizce,
Har vurup harman savurmamışlar estiğince.
Çaba var,
Yorgunluk var,
Azim var,
Sabır var,
Alın teri,
Cefa,
Zorluk var yürenen o uzun yolda neticede.
Sonrası mı!
Sonrasında,
Onca şeyin nasıl kazanıldığını bilemeyenler,
Tüketmişler koca kazanda kaynayan o kadar aşı zaman içerisinde.
...
Bizim ülkede de durum o hesap işte.
Nelerle mücadele edilerek,
Ne canlar verilerek,
Nasıl süreçlerden geçilerek,
Ne şartlar altında,
Ne bedeller ödenerek kazanılmış olan vatan,
Kayıp gidiyor sanki milletin ellerinden.
Ne yollar kat edilerek,
Ne emekler verilerek sahip olunan onca şey yitiriliyor bir bir işte.
Bugün gözünü kırpmadan,
Vicdanı sızlamadan,
Kolaycılıkla keyfe keder harcayanlar,
Dün nasıl kazanıldığı ile ilgili hiç fikri olmayan,
Kendi kazancını en büyük kazanım olarak görenler maalesef.
Üretelim derken,
Sürekli tüketen bir millete dönüştük git gide.
Ektiğimiz tohum bile yerli değilken,
Geçtiğimiz günlerde,
12-18 Aralık tarihleri arasında,
"Yerli Malı Haftasını" kutladık biz milletçe.
...
"Tutum, yatırım, yerli malı tüketimi bilincini kazandırmak adına, daha sonraki yıllarda da düzenlenecek olan Yerli Malı Haftalarına gerçek anlamda yerli malları üretebilmek dileğiyle..."