Sakarya Sebze Ve Meyveciler Odası Başkanı Muzaffer Kabacan, “Geleceğin savaşları tarım üzerine olacak. Tarım savaşları kapıda. Tarımda kim çok iyiyse dünya ekonomisini o kalkındıracak” diyerek net bir tanımda bulunmuş.
Benzeri ifade Türkiye Ziraat Odaları Genel Başkanı (TZOB) Şemsi Bayraktar’dan geldi, “Tarımda milli seferberlik ilan edilmeli”. Her iki değerlendirmenin ortak tarafı ise Ülke olarak tarımda içinde bulunduğumuz vahim tabloyu işaret etmesi.
Özellikle son 20 yıldır tarım politikalarında izlenen hatalı politikalar sonucu kaçınılmaz sona hızlı ilerledik. Yıllar yılı AKP Hükümetlerini dışa bağımlı izlediği tarım politikaları eleştirildi, her fırsatta hataya işaret edildi. Sonuç; hepimizin malumu.
Kırsal yaşamın zorlaşması, tarım girdi maliyetlerinin fazlalığı tarımı bitirme noktasına getirdi. İlaç, gübre ve mazotta yaşanan fahiş fiyat artışları, iş gücünde ki ekonomik kayıp tarımın bugün ki durumunu tarif etmekte.
Diğer en önemli sorun ise hükümetin betonu rant ve yatırım aracı görmesi oldu ki artık telafisi mümkün olmayan bir eşiğe ulaştık. Tüm ekilebilir verimli tarım arazileri betona, ranta kurban edildi. Yazlık, Aralık ovasının bugün ki durumu ne durumda olduğumuzu gözler önüne seriyor.
Sakarya’nın verimli ovası, 3 ürünün alındığı bereketli topraklar birer birer betona feda edildi. Rantın kolay adresi yapılınca beton, sonda kaçınılmaz oldu. Bir ailenin geçinmesine olanak sağlamayan tarımsal ürünlerin üretilip satılması, çiftçi için kolay yol olan ve imara açılan araziler rantında adresi yapıldı.
Benzeri durum tüm ülke için geçerli, tarım karlı uğraş olmaktan çıkarıldı, zahmetine katlandığınız ve yüklendiğiniz maliyetler kazanılmayınca çiftçilikte sonlandırılmış oldu.
Elde kalan ekilebilir arazilerde yakın zamanda tümden terk edilecek. Gökçeören ovası için böylesi bir tehlike var, en ufak yağışta gölet haline dönüşmekte ve yılların sorunudur. Defalarca dile getirildi ancak bugüne kadar ıslah çalışması bir türlü yapılmadı.
Ya sanayi tesislerine ya da konut alanına dönüştürülen araziler, ıslah edilmeyen kendi kaderine terk edilmiş tarım arazileri sonucu bugün yaşanılan sebze ve meyve kıtlığını yaşadığımız gibi, Muzaffer Kabacan’ın altını çizmeye çalıştığı vahim durumları yaşamak zorunda bırakılışımız olacaktır.
Yıllardır siyasilerin ekonomiyi şirin gösterme cabasıdır inşaat, Yurt ekonomisini sadece inşaata bağlayıp ekonomiyi canlı tuttuğunu zannetmelerinin sonucudur bugünkü durum.
Şu bir gerçektir ki üretmeden tüketirseniz hep bağımlı olursunuz birilerine.
Yurdumuzun şu an ihtiyacı olan her konuda üretim seferberliğidir. Artık bu yurdum insanını doğru tarafa (ÜRETİM) yönlendirilip ve gerekli desteği verme zamanıdır.
İmkan ve destek verildiği zaman yurdum insanının başaramayacağı hiçbir şey olamaz.
Hiç değilse elde kalan tarım alanları korunup, çiftçiye gerek yerel düzeyde gerekse merkezi bütçeden gerekli destek sağlanmalı.
Belediyenin kendisinin üretici olmasından daha doğru ve anlamlı çiftçinin bizzat desteklenmesi. Hatta ve hatta ürün bazlı destek sağlanması doğru olanıdır. Gelecek hiç kuşku yok ki toprakta, bizim çocukluğumuzun ezberidir, kendi kendine yeten 7 tarım ülkesinden biri olma özelliğimiz. Son 20 yılın tarım politikaları sayesinde samanı ithal eder hale geldik.
Milli seferberlik çağrısını çok doğru ve yerinde buluyorum, geç kalınmış olsa da kararlı bir duruş ortaya konulmalı.
Uzun yıllara varan Türkiye Ziraat Odası Genel Başkanı (TZOB) Şemsi Bayraktar’ın dönemine denk düşer tarım politikalarında yaşanan vahim hatalar, ancak buna takılı kalmadan geçte olsa doğruyu görmüş olmasıyla paylaştığı görüşün altı doldurularak destek sağlanmalı.
Yanlışı görüp dönmek erdemdir.
Üretebildiğimiz kadar güçlü, bağımlılık kadar da zafiyet yaşamak demektir ki bugün içinde bulunduğumuz şartları tarif etmekte.
Tarımda milli seferberlik ilan edilmeli ve gereği yapılmalı.