Sis dağında akşam yorgunluğa değil muhabbete çöker.
Bacaları tüten yayla evlerinin ocaklarında pişen lahana çorbası,fasulye ve mısır ekmeği konur yer sofrasına.
Dedenin ''Bismillah''ını bekler kaşıklar...Çocukların sabırsızlığını.
Yayla acıktırır adamı ve yorar. Sonrası doyuncaya kadar sükut. Şükrü unutmayan dudakların kıpırtısının ardından toplanır sofra. Komşulara demlenen çaya gelmiştir sıra. Kemençe teline ev dolar, taşar. Türküler, horonlar başlar.
Geceye perdelerini örtmüş evlerin içi şölendir artık. Dağ sessizce dinler içindeki kıpırtıyı. Sevinir çokluğuna. Ve sis çöker yavaşça.
Teneke çatılarda yağmur tıpırtısı masal olur çocuklara. İhtiyarların kucağında taşınırlar arka odaya. Yan yana kardeşçe uykunun kucağına.
Kemençe durulur sevda türkülerinde. Atışmalar, hicivler dolar sohbete. Gecenin içine dağılır o sevda çağrısı.
''Sis dağının başları duman değil, kar idi
Sevdiğim senin ile ne günlerim var idi.''
Dağ sevinir, gönenir kalbinde çoğalan berekete ve son sözü söyler;
''Türküleri unutmayın. Türküler getirir sizi bana.''