Savaş,

Terör,

Top tüfek,

Mayın,

Silah...

Söz konusu olan ne olursa olsun,

Bunların adı her geçtiğinde,

Başka türlü sızlatır benim içimi.

...

Belki üç,

Belki dört yaşındaydım silah sesleri ile ilk tanıştığımda.

...

80' lerde,

Siirt' te öğretmenlik yaparken babam,

Onun kaderine ortaklık etmek için orada,

Onun yanındaydık bizler de.

Elektrik,

Su,

Ulaşım...

Her birinin sorun olduğu o yıllarda,

Su için köy çeşmelerine gitmek,

Işığı gaz lambasında görmek...

Hepsi,

Hepsi birer oyun gibiydi bizim için.

Çünkü çeşme başında suyla şakalaşır,

Karanlığı eğlence sayardık çocuk aklımızla.

Elektrik,

Su neyse de,

Yol,

Ulaşım,

Babam maaş almaya şehre her gittiğinde,

Onu bizden bir gece alıkoyan,

İçimize korku salan bir sorun olmuştu hep benim için.

...

Terör olaylarının gündeme gelmeye başladığı,

Zaman zaman bizim köyde de hareketli anların yaşandığı bir dönemdi.

O aralar bir hareketlenme vardı yine köy yerinde;

Anlıyorduk büyüklerin telaşından,

Tedirginliklerinden,

Kaygılı hallerinden.

"Sıra bizim köye,

Sıra bize ne zaman gelecek!!!" endişesi onların yüzlerine yansırken,

Oradan da biz çocukların yüreğine işleniyordu gizliden gizliye.

...

Şehre gidileceği zaman,

Aynı okulun hem müdürü,

Hem müdür yardımcısı,

Hem öğretmeni,

Hem de okulu derleyeni,

Toplayanı olarak,

Kendi kendinden izin alarak düşerdi babam her defasında yollara.

Yakın köyün öğretmeni ile birlikte giderdi genelde babam şehre,

Aylık maaşımızı almaya ve alış veriş yapmaya.

Haliyle de korkarlardı giderlerken,

Eşlerini,

Yavrularını geride,

Köy yerinde yalnız bırakmaya.

Ya biz giderdik diğer öğretmeninin evine komşu köye,

Ya da onlar gelirlerdi bizim köydeki fakirhaneye.

İşte yine öyle bir zamandı.

Gündüzün telaşı bitmiş,

Akşam olmuştu.

Yeryüzünde ne kadar çirkin şey varsa,

Sanki onları yok saymak,

Üzerlerini kapatmak istercesine çöken karanlık yine basmış,

Gaz lambasının ışığında yeni bir köy akşamı başlamıştı bizim için.

Babalar çoktan yollara düşmüş,

"Yarın dönecekler mi acaba?" sorusuyla gelen endişeli bekleyiş karışmıştı bizdeki karanlığa da.

...

Daha öncesinde,

Çok kez yaşadığımız benzeri akşamlarda olduğu gibi otururken evde hepimiz,

Lojmanın demir kapısına "tak tak tak..." diye vuruldu birden.

Çocuklarını ürkütmek istemeyen anneler,

Sakinliği üzerlerine geçirip o an,

Kapıya gittiler.

Defalarca sorulan "Kim o?" sorusu yanıt bulamayınca,

Üzerlerindeki sakinliğin yakası paçası bir yere gitmiş vaziyette geldiler yanımıza.

Oturduğumuz odanın bir köşesinde,

Bir perde ile kapatılmış,

Banyo olarak kullandığımız küçük bir alan vardı.

Oraya soktular bizi aceleyle.

Bezden perdeye,

Çelikten bir yelekmiş muamelesi yaparak kendilerince,

Çektiler üzerimize perdeyi.

O küçücük yerde,

Sıkış sıkış vaziyette,

Gözlerimizi açmaya çekinerek,

Kendi korku filmimizi izler gibi bekliyorduk sonumuzu.

Bu arada kapı yine çaldı.

Ama bu defa daha şiddetli,

Tekmelenircesine hani.

Artık hepimiz,

Sakinliğin kilometrelerce uzağında,

Korkunun dibinde,

Telaşın orta yerinde,

Ne yapacağını bilmezliğin tam içerisindeydik.

O an,

Annem cama koşup açtı camı ve

yüksek sesle bağırarak yardım istedi köylüden.

Lojman köyün dışında olmasına rağmen,

İçinde bulunduğumuz psikoloji ve o ölüm korkusu belki,

Yakınlaştırmıştı bizi köye sanki.

Ardından hemen camı kapayıp yanımıza geldi tekrar annem.

Daha da hızlı vuruluyordu kapıya bu kez.

Annelerden biri tekrar kapıya gidip sordu yine;

"Kim o?"

"Kim ooo????" diye.

Bitmeyen bir sorunun,

Hiç bitmeyecek cevabı gibiydi o yaşanan anlar.

...

Sessiz,

Neredeyse nefessiz bekleyişin ardından,

Kapı açıldı biraz sonra.

Meğer köy halkından birinin çocuğu yemek getirmiş o gece bize.

Türkçe bilmediğinden de,

Ne sorulanı anlayabilmiş yavru,

Ne de olan biteni.

Elinde bir kap yemek ile içeri gelen o tükenmiş anne hali,

O gecenin her dakikası,

Her saniyesi,

Her anı,

Türlü türlü yaşanmışlıklarla ilmek ilmek işlenmiş hayatımda,

Motifteki belki de en bozuk yer benim hafızamda.

...

Her gündeme geldiğinde terör,

Belki de işte bu yüzden çocukluğuma gidişlerim.

Belki bu yüzden oradan bir türlü çıkamayıp,

Daha da derinlere inişlerim.

Bir yerlerde,

Her silah sesiyle yeniden,

Yine yeniden alt üst olan,

Çocuklukları zorla ellerinden alınan yavrulara,

Başka türlü yanışlarım belki de sırf bu yüzden.

...

"Silah sesleri yerine barış şarkıları ile büyüyen çocuklar yetiştirebilmek dileğiyle..."