Kalemi kağıdı hazırlayın, şimdi size öyle ipuçları vereceğim ki okuduklarınız hayatınızı değiştirecek ve gerçek mutluluğu sonunda tadacaksınız.

Şaka şaka, yok öyle bir şey…

İlk cümleyi okuduğunuzda heyecanlanmışsanız durumun vahim olduğunu söyleyebilirim. Mutluluğu adı sanı belli olmayan, neyle uğraştığı bilinmeyen bir köşe yazarının bir sayfalık yazısında bulabileceğine inanmak… Topluca aklımızı kaçırmışız haberimiz yok.

Neyse, amacım mutluluk arayışınıza ket vurmak değil elbette. Bunun için kimseyi hafife alacak konumda değilim. Ama çaresizce aradığımız şeyi incelesek mi biraz?

Zihnimizin bir bilgi çöplüğü olduğunu varsayarsak en çok koku yayan çöplerden birinin de mutlu olmak için yapılması gerekenler listesi olduğunu düşünebiliriz. Neredeyse her gün karşımıza bununla ilgili yazılmış bir kitap, bir makale veya bir film çıkar. Hatta sanki kesin çözümmüş gibi bir de bunları maddeler halinde sıralarlar. İlkokuldan beri bir bilgiyi öğrenirken madde madde sıralamanın öğrenmeyi kolaylaştıracağını öğrendik çünkü. Bu da öyle bir şey değil mi? Kolay uygulanabilmesi için özenle parçalara bölünmüş, kısa ve net cümlelerle düzenlenmiş hazır bir bilgi yığını. Diğer her şey gibi tüketime hazır. Üzerinde kafa yorup amacımızın ne olduğunu anlama zahmetine bile girmemiz yok, çünkü zaten biri bizim yerimize uğraşmış.

Hazır bilgiye olan açlığımızın, mutluluk gibi göreceli bir duruma uyarlanarak tüketim malzemesi haline gelmesi aslında şaşılacak bir durum bile değil. Başkalarının bizim yerimize düşünmesine o kadar alıştık ki biri çıkıp nasıl mutlu olmamız gerektiğini söylediğinde bu yükten de kurtulduğumuz için havalara uçuyoruz. Aman yerimizden kalkmayalım, aman rahatımız bozulmasın! Mutluluğu bile bilgisayar başında bir şeyler okuyarak öğrenelim.

Peki şunu hiç cevaplamayı düşündük mü: Mutlu olmak zorunda mıyız? Çok basit, güzel ve klişe bir sorudur bu. Mutlu olmak için tüm enerjimizi sonuna kadar kullandığımız zamanlardan birinde nefes alıp bu soru üzerinde odaklansak aslında zihnimizi ne denli meşgul ettiğimizi fark edeceğiz. Gerçekten de bir insanın nihai duygusu mutluluk mudur? Yoksa, kendimizi hayallerimizdeki hayata ulaştığımızda mutlu olacağımıza ve daha hiçbir şeye ihtiyacımız kalmayacağına inandırdığımız için mi bu duyguya tutunduk?

İnsan doğası açısından düşündüğümüzde bir kişinin genel uyarılmışlık hali ne kadar çabalarsa çabalasın belli bir seviyenin ötesine geçemez. Hayatımızdaki herkes ve her şey belli bir zaman geçtikten sonra sıradanlaşmaya mahkumdur. Ve olağan devam eden hayatımızda monotonluğa biraz yaklaştığımızda hissettiğimiz o Artık mutlu değilim! paniği… Hayatı dolu dolu yaşamak için mutluluğun şart olduğuna öylesine inanıyoruz ki sonunda doğru düzgün yas tutmayı bile unuttuk. Çok sevdiği eşini kaybeden bir kadının tek düşüncesi hemen ayağa kalkıp mutluluğu yeniden yakalamak oluyor. Acı çekmek zihninde canavarlaştığı için ondan köşe bucak kaçıyor, sonunda doğru zamanda doğru duyguyu yaşamaktan uzaklaşıp kendini tek bir duyguya odaklıyor. Halbuki hayatımızda acı da, üzüntü de, pişmanlık da, utanç da en az mutluluk kadar değerli ve yaşanması son derece mühim duygular.

Şartlar gerektiriyorsa üzülelim, köpek gibi pişman olalım, acıdan yerden kalkamayacak hale gelelim ve sonunda mutluluğa ulaşmaktansa bunlarla sağlıklı şekilde baş etmeyi öğrenelim. Ama yeter ki hissedelim. Ondan sonra da mutsuz olmaya devam etmemizde hiç sakınca yok. Belki bu olumsuz duygulardan kendimize ait güzel bir şeyler çıkarabiliriz, neden olmasın?