"Memlekette ne ilginç manzaralar..." diye dert yanıyor adam iyi mi!
Sanki,
Daha az evvel kendisini uzaydan indirmişler gibi.
Şaşıp kalıyormuş meğer duydukları, gördükleri karşısında!
İyi de epey bi zamandır memleketimde hep bu bilindik manzara.
...
Neymiş!..
Markete girmiş geçen gün.
Kasada duran çocuk matematik mezunuymuş.
"Nasıl olurmuş da koskoca üniversite mezunu çocuk...?" diye hayıflanıyor bizimki.
Aklı almıyormuş!
Yani bundan daha doğal ne var ki?
Ben de anlayamadım işte sizler gibi bu şaşkınlığın sebebini!
Koskoca market,
Hatta marketler zinciri, kasasını bir matematikçiye emanet etmeyecek de kime edecek?
Müşteri tarafından alınan her paket, kasadan geçerken sınıflandırılacak.
Her biri ayrı ayrı kümelendirilip,
Sonra da varsa eğer kesişim kümeleri bulunacak.
En sonunda bunların belki bir de birleşim kümesi ortaya çıkacak.
Bitti mi?
Elbette hayır.
Ee, bir de ay sonunda markette sayım yapılacak.
Bu ultra detaylı sayım esnasında belki türev,
Belki integral lazım olacak.
Belki çok karmaşık bir denklem çıkacak ortaya;
Önce çarpanlarına ayrılacak,
Sonra da denklemdeki bilinmeyenler bulunacak.
Şimdi, o kasada bir matematikçi olmasından daha doğal ne olabilir ki sen söyle be insanlık!
...
Vay efendin,
Geçende de karısı bir ev tekstil mağazasına girmişmiş.
Orada da tekstil mühendisi bir kızcağız çalışıyomuş reyonda.
Karısı söleyince bunu,
Ona da hiç anlam verememişmiş!
Hayda!..
Ee, ne var bunda!
Tekstil mühendisi olup
ha bir tekstil firmasında mühendis olarak çalışmışsın, ha bir tekstil mağazasında reyonda.
Sonuçta ikisinde de tekstil kelimesi geçiyor mu?
Geçiyor.
Ee sorun yok o halde!
"Bunada şükür" demek lazım kardeşim biraz da.
Yavvv, ne doyumsuz oldu çıktı bu millet de valla.
...
Haa bir de bir kaç gün önce pazarda,
Tezgahın başında,
Başlamış mufabbete pazarcıyla.
Sohbet uzayıp da konu konuyu açınca,
Öğrenmiş ki öğretmenmiş meğer,
Kalem tutması gereken elleri elma, armut tartan pazarcı Hamza.
Vay bu memleket nereye gidiyormuşmuş da!
Bu düzen düzen değilmişmiş de.
Yahu,
Ne var bu kadar dramatize edecek durumu arkadaş!
O tezgahta elmanın, armutun da eğitilmeye ihtiyacı yok mu hiç?
Bir öğretmen getiremeyecek de kim getirecek o meyveleri aynı hizaya.
Kuralı-kaideyi,
Disiplini öğretmek,
Bir bakış açısı getirip,
Hayata hazırlamaksa bir öğretmenin en temeldeki işi,
İşte o tezgahtaki armutlarda da var aynı beklenti.
Buyursun yapsın işini.
...
Ah be ağbicim ah...
Memlekette kim hak ettiği yeri bulmuş ki!
Bu insancıklar bulacak!
Biz bu kafalarla,
Bu memleketi bu şekilde,
Bu uyku halleri ile yaşadıkça,
Beyinlerdeki devreler daha çok yanacak.
Şaşkınlıktan küçük dile gelene kadar kim bilir daha neler neler yutulacak!
Memleketimde nice nice genç umutlar,
Genç emekler işte bir bir böyle ziyan olacak.
Yapılan işleri küçümsemek değil asla niyetim insanlık.
Elbette, helal yol ile çalışıp kazanmak uğruna gerekirse ne iş olsa yapılacak.
Ama madem bu insancıklara okudukları alanlarda iş çıkmayacak,
Neden o halde lise açar gibi her ilde üniversite açmak?
Kim bu çocukların yiten umutlarının hesabını verecek!
Peki ya,
Kim bu gidişata bir son verip solan umutları tekrar yeşertebilecek!
...
"Umutların tükenmediği, emeklerin ziyan olmadığı, hak edilenin hak sahiplerini bulduğu, ha en önemlisi de zihinlerin bulanıp beyindeki devrelerin devre dışı kalmadığı, bolca adaletli günleri görebilmek dileği ile..."